Eğitim Kurumu   ( 2141 )   Kitaplarda   ( 1659 )   Yazarlarda   ( 4831 )  
Dergilerde   ( 786 )   Kütüphanelerde   ( 151 )   Şehirlerde   ( 182 )  
Makalelerde   ( 2196 )   Multi Media   ( 323 )   Fetvalar   ( 894 )  
Hit
9129104
Üye 1490
Online Üye 0

Ehl-i Kitabın Cennetlik Olabilmesi İçin Hz. Muhammede Tabi Olması Gerektiği Tezi Ve Delilleri

 Kitap Detayı Kitap No : K-  
Yazar Adı İlim Dalı Konusu Dili
Mustafa Delebe Kelam Türkçe
Özelliği Tercüme Eden
Ehli Sünnet  
       
Makale No: 2045 Hit : 5769 Hata Bildirimi Tavsiye Et
   Makale Yazarına ait Kitaplar E-Kitaplar Makaleler Hakkındaki Makaleler    

Yazara ait kitaplar
# Kitap Adı
1 Cumhuriyet Dönemi Müfessirlerine Göre Ehli Kitabın Ahiretteki Durumu

Yazara ait e-kitaplar
# Kitap Adı

Yazara ait makaleler
# Makaleler Adı
1 Ehl-i Kitabın Cennetlik Olabilmesi İçin Hz. Muhammede Tabi Olması Gerektiği Tezi Ve Delilleri

Yazar Hakkındaki Tanıtım Makaleleri
# Makaleler Adı

Özeti
free abortion pill abortion pictures pro life abortion
treatment of aids early hiv symptoms in men aids pictures
bystolic savings card bystolic free trial coupon bystolic coupon 2014
metformin metformin metformin
bystolic free trial coupon bystolic add on copay card
drug coupon cialis trial coupon

Yayın Bilgileri
Yayınlandığı Kaynaklar
Yayınlandığı Tarih
Yayınlandığı Dergi Eski Eserler Dergisi 1. Sayı
Sanal Dergi
Makalenin Linki

Makale Metni   [Yazdır/Print]

Ehl-i Kitabın Cennetlik Olabilmesi İçin Hz. Muhammede Tabi Olması Gerektiği Tezi Ve Delilleri

  • Ehl-İ Kitab'ın Cennetlik Olabilmesi İçin Hz. Muhammed'e Tabi Olması Gerektiğini Savunanlar ve Delilleri

    I -Kadim Müfessirler

    1.Taberî

    Taberî'ye göre Bakara suresi 62. ayetinde zikredilen Yahudi, Hristiyan ve Sabiîlerin iman edenlerinden maksat, Hz. Muhammed'e ve O'nun Allah katından getirdiklerine iman edenlerdir. Ehl-i kitap olan Yahudiler, Hz. İsa'ya kadar Tevrat'a sarıldıkları müddetçe iman etmiş sayılırlar. Hz. İsa geldikten sonra O'na iman etmeyenler hüsrandadırlar. Hristiyanlar da Hz. Muhammed gelinceye kadar Hz. İsa'ya uydukları takdirde iman etmiş sayılırlar. Hz. Muhammed geldikten sonra da O'na iman etmek zorundadırlar. Aksi halde onlar da hüsrandadırlar.[1]

    Taberî'nin açıklamalarından çıkardığımız netice şudur: Hz. Muhammed gönderildikten sonra cennete girmek için O'na inanmak zorunludur. O'na inanmayanlar cennete giremezler.

    2. Zemahşerî

    Zemahşeri, Bakara suresi 62. ayeti hakkında yorum yaparken şunları ifade etmektedir: "Ayette zikredilen gruplardan her kim İslam dinine girip Hz.Muhammed'e iman ederse ve imanının gereklerini yerine getirirse mahzun olmaz." [2]

    Zemahşeri'nin ifadelerinden anlıyoruz ki Hz. Muhammed'e inanmadan cennete gidilemez.

    3.Fahreddin Razî

    Fahreddin Razi, Bakara suresi 62. ayeti açıklarken cennete girme konusunda Hz.Peygambere imanın gerekli olup olmadığı hususunda şu açıklamaları yapmaktadır: " Bu ayette belirtilen dört fırka, dalaletlerinden vazgeçip hak dini tasdik ettikleri zaman Allah, onların imanlarını ve ibadetlerini kabul edeceğini ve ahirette onlara mükâfat vereceğini açıklamıştır. " [3]

    Fahreddin Razi'ye göre "Allah'a iman etme" ifadesine, Allah'ın vacip kıldığı şeylere, yani peygamberlerine iman girer. Peygamberlere iman edilmeden cennete girilemez.[4]

    4.Beydavî

    Beydavi, Bakara suresi 62. ayetinde geçen "Kim Allah'a, ahiret gününe inanır ve salih amel işlerse" ifadesiyle ilgili şunları kaydetmektedir: "Kim, nesholmadan önce kendi dinine bağlı olup, dininin emirlerine göre yaşarsa ve İslam geldikten sonra da Hz.Muhammed'e inanıp O'nun dinine girerse mahzun olmayacaktır." [5]

    Beydavî'nin    açıklamaları    neticesinde    şunları    söyleyebiliriz:    Hz. Muhammed'e iman etmek zorunludur. O'na inanıp tabi olmadan cennete girilemez.

    5.İbn Kesir

    İbn Kesir, konumuzla ilgili açıklamaları yaparken Maide suresi 68. ayeti delil olarak kullanmaktadır: " Ey Muhammedde ki: Ey ehli kitap; siz Tevrat'ı, İncil'i, ve rabbinizden size indirileni dosdoğru tatbik etmedikçe hiçbir şey üzere değilsiniz. Andolsun ki; Rabbinden sana indirilen onların çoğunun azgınlık ve küfrünü artıracaktır. Öyleyse o kâfirler topluluğu için tasalanma" Bu ayetin tefsiri sadedinde o şunları kaydeder: "Yahudi, Hıristiyan ve Sabiîler Allah'a, ahiret gününe iman etmiş; kıyamet gününde dirilişe ve cezaya inanmış; salih amel işlemiş olabilirler. Ancak bu ameller, insanlara ve cinlere peygamber olarak gönderilen, gerçek risalet sahibi Hz. Peygamberin şeriatına uygun olmadıkça hiçbir anlam ifade etmezler. Ama kim bu niteliklere sahip olursa onlar için artık "hiç korku yoktur." Gelecekten endişe etmedikleri gibi geride bıraktıklarından da üzüntü duymazlar."[6]

    İbn Kesir devamla şöyle der: "Allah, Hz.Muhammed'i peygamberlerin sonuncusu ve bütün insanlığa peygamber olarak gönderince, ehl-i kitabın O'nu tasdik etmesi ve O'nun emrettiğine itaat edip yasakladığından sakınması gerekirdi."[7]

    Netice olarak İbn Kesir'e göre Hz. Muhammed'e tabi olmadan cennete girilemez.

    Buraya kadar örnek kabilinden incelediğimiz klasik tefsirlerden çıkardığımız sonuç şudur: Hz. Muhammed gönderilmeden önce o zamanki dininin gereklerini yerine getirenler cennete gireceklerdir. Ancak Hz.Muhammed gönderildikten sonra herkesin O'na iman etmesi gerekir. O'na iman edip tabi olmadan cennete girilemez. Bu konuda bazı hadisler de vardır:

    "Muhammed'in nefsi kudret elinde olan Allah'a yemin olsun ki bu ümmetten hiç bir kimsenin Yahudi veya Hıristiyan olduğunu duymak istemiyorum. Eğer böyle bir kişi bana inanmadan önce ölürse o ancak cehennemliktir"8

    "Ümmetimden veya Yahudilerden ya da Hıristiyanlardan her kim Benim peygamber olduğumu işitir de Bana iman etmezse o kişi cennete giremeyecektir."[8]

    Ebü'l-Hüseyin el-Kuşeyri en-Nisaburi Müslim b. el-Haccac, Sahih-i Müslim ve tercemesi, çev. Mehmed Sofuoğlu, İrfan Yayınevi, II, 153, İstanbul, 1974.

    Son Peygamberi inkâr eden, bütün Peygamberleri ve tüm ilahî mesajların aslını inkâr etmiş sayılır. Çünkü önceki ilahi kitapların da özünü ihtiva eden tek ve yegâne hak kitap Kur'an'dır. Diğer bütün kitaplar bozulmuş ve hükümleri kaldırılmış olduğundan onlarla asla amel edilmez. Geçmiş Peygamberlere abi olunamaz. Amel ve istikamet Kur'an'a ve Hz. Muhammed (sav)'e göredir. O halde Hz. Muhammed (as)'ın teşrifiyle tek geçerli din İslam, tek amel edilecek kitap Kur'an, tek takip edilecek Peygamber O'dur. İşte Kelime-i Tevhid, asıl şunu vurgular: Allah birdir, O'ndan başka ilah yoktur. Muhammed (sav) O'nun kulu ve elçisidir. Şimdi burada, tevhid manasının tam ekseninde, Muhammed (as)'in Nebi ve Resul oluşu vardır. Başka bir ifade ile imanı ifade eden kelime Muhammed (s.a.v)'e bağlanmıştır. Bu manayı bozan, Resulü dışlayan, her girişim ve yaklaşımın küfür olduğunda asla şüphe yoktur.

    II-Çağdaş Müfessirler

    l.Konyalı Mehmed Vehbi

    Konyalı Mehmed Vehbi, tefsirinde Bakara 2/62 ayetin açıklamasını yaparken şunları kaydetmektedir: "Yani şol kimseler ki onlar lisanlarıyla iman ettiler ve ümmet-i Musa'dan Yahudi ve ümmet-i İsa'dan Nasara ve mekleklere ibadet eden Sabiiye'den oldukları halde din-i İslam zuhur edince Allahü Teala'ya ve yevm-i Ahirete iman-ı halis ve amel-i salih işleyip sıdk ile İslam'a dahil olanlar için Rab'leri indinde iman ve amellerine vaad olunan ecr-i cezil vardır ve dünyada kılıçtan ve ahirette onlar üzerine korku olmadığı gibi onlar mahzun da olmazlar."[9]

    Bu ifadelerden şu sonuçları çıkarabiliriz:

    1-Ayetin başındaki "iman edenler" ibaresinden "diliyle iman ettiğini söyleyip de kalben iman etmemiş olan münafıklar" kast edilmektedir.

    2-Yahudi, Hırisyiyan ve Sabiîlerden İslam dinine girenler dünyada korkudan, Ahirette kederden emin olurlar.

    Böylece Mehmed Vehbi, Ehl-i kitabın Cennetlik olabilmesi için İslam dinine girip bütün iman esaslarına samimiyetle inanmalarının ve bu imanın bir sonucu olaraklan salih amel işlemelerinin zorunlu olduğu kanatindedir.

    Aynı kanaatini benzer cümlelerle Maide 5/69. ayetin tefsirinde de takrarlaryan Mehmed Vehbi, burada ayrıca "Kur'an'a ve son Peygambere iman etmedikçe hiçbir milletin doğru bir din üzere bulunmayacakları" hususunu da vurgulamaktadır.[10]

    2.Elmalılı Hamdi Yazır ( 1878 - 1942)

    Cennet'e girilmesi için Hz. Muhammed'e iman etmenin şart olduğunu savunan çağdaş müfessirlerden biri olan Elmalılı Hamdi Yazır, Bakara 2/62. ayeti yorumlarken şu ifadelere yer vermektedir: "Bu surenin baş tarafında 'İşte onlar Rabblerinden gelen bir hidayet üzeredirler ve gerçekten kurtuluşa erenler de ancak onlardır.' (Bakara, 2/5) müjdesinin kimlere mahsus olduğu bilinmektedir ve bunda 'Sana indirilene ve senden önce indirilene inananlar.' (Bakara, 2/4) şartı da bulunmaktadır. Bunun için ahirete iman ve bütün peygamberlerle birlikte Hz.

    Muhammed'e (s.a.v.) ve ona indirilen kitaba iman etmiş olanlara mahsus olduğu tebliğ edilmişti. Bakara Suresi 62. ayetin bilhassa bu noktadan İsrailoğulları'na hitap şeklinde bir icmal olup, bütün bu açıklamaların İslâm dinine davet sadedinde ve 'Sizinyanınızda bulunan kitabı doğrulayan bu kitaba (Kur'ân'a) iman edin ve onu ilk inkâr eden olmayın!' (Bakara, 2/41) ilâhî emrini desteklemek için gelmiş olduğunda şüpheye yer yoktur. Hz. Muhammed'in peygamberliğinden önce Allah'a ve ahiret gününe iman eden ve iyi amel işleyenler bile Tevrat ve İncil hükmünce geleceğin büyük peygamberine iman ile mükellef idiler, buna işaret olmak üzere 'Ahdimi yerine getirin.' (Bakara, 2/40) buyurulmuştu. Böyle iken Hz. Muhammed'in peygamberliğinden sonra onu inkâr edenler arasında gerçek iman ehli bulunduğu varsayımı imkânsızdır. Allah'a ve hesap gününe imanı bulunan ve bu iman ile mütenasip salih amel işleyecek olan kimselerin Hz. Muhammed'in peygamberliğini inkâr etmeleri mümkün değildir."[11]

    Elmalılı, konumuzla ilgili görüşlerini şu satırlarıyla izaha devam etmektedir: "Konuyla ilgili şu ayeti kerimeyi inceleyelim. "Ey iman edenler! Allah'a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği Kitab'a ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. Kim Allah'ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr ederse sapıklığın en koyusuna düşmüş olur.[12] Bu ayetin iniş sebebi ile ilgili kaynaklarda şu rivayet yer almaktadır: Yahudi hahamlarından bir topluluk, Resulullah'a gelmişler: "Ey Allah'ın Resulü! Biz, sana, kitabına, Musa'ya, Tevrat'a ve Üzeyr'e iman ediyoruz ve bunlardan başka kitapları ve peygamberleri tanımıyoruz." demişlerdi. Peygamberimiz de: "Hayır, Allah'a, bütün peygamberlerine, Muhammed'e ve kitabı Kur'an'a ve ondan önceki her kitaba iman ediniz!" buyurdu. "Yapmayız." dediler. Bu ayet nazil oldu ve hepsi iman ettiler. Dikkate şayandır ki, iman fıkrasında "Allah'a, Resulüne, Resulüne indirilen kitaba, ondan önce indirilmiş olan kitaba" diye dört şeye iman belirtilmiştir. Bu da "Allah'a iman, peygambere iman, kitaplara iman" diye üç mertebede özetlenebilir. Halbuki küfür fıkrasında, "Allah'ı inkâr, meleklerini inkâr, kitaplarını inkâr, peygamberlerini inkâr, ahiret gününü inkâr" diye melekler ve ahiret günü de eklenerek beş şey açıklanmış, hem de Resul'e diğer resuller de eklenerek çoğul kipiyle buyrulmuştur.

    Bununla, Allah ve Peygambere, bütün kitaplara imanın, her halde bütün peygamberlere, meleklere ve ahiret gününe imanı içine aldığı gösterilmiş ve bir insanın Allah'a, Peygamber'e ve kitaplara iman iddia edip de peygamberlerden birini, melekleri veya ahireti inkâra kalkışması ve bu hususta gelmiş olan ayetleri tevile çalışması ihtimali bulunduğundan, bunları inkâr edenlerin Allah'ı da inkâr etmiş oldukları bilhassa açıklanmıştır."[13]

    Görüldüğü gibi Elmalı da iman esaslarının bütünlüğü prensibini vurgulamakta ve bunlardan birini inkâr etmenin "Allah'ı inkâr" anlamına geleceğini belirtmektedir. Allah'ı inkâr ettikten sonra Cennet'e girilemeyeceği âşikar olduğuna gore, aynı neticeye götüren Hz. Muhammed'in risaletini kabul etmeden Cennet'e girebileceğini düşünmek imkansızdır.

    3.Ömer Nasuhi Bilmen (1882 - 1971)

    Yukarıda görüşlerini serdettiğimiz çağdaşlarıyla aynı tezi savunan Bilmen, "Kur'an-ı Kerim 'in Türkçe Meali Alisi ve Tefsiri" adlı eserinde Bakara 2/62. ayetin tefsiri sadedinde şu açıklamaları yapmaktadır:

    "Evet... Bu ayet-i kerime gösteriyor ki: Herhangi bir insan azab-ı ilahiden emin, istikbali müemmen olmak için hakiki bir dine salik olmak lazımdır. Vaktiyle harhngi bir peygamberin tebliğatına tabi olanlar o peygamberin ümmetinden madut ve din-i hakka sahip bulunmuşlardır. Bilahere edyan-ı salifenin bir çok ahkâmı nesh edilerek hatemül-edyan olan İslamiyet bütün beşeriyetin dini olmak üzere taraf-ı ilahiden son peygamberi alişan olan Hz. Muhammed aleyhisselam vasıtasıyla bütün insanlara tebliğ edilmiştir. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de " <»^Vl .üc- jj^ÎI jl " buyurulmaktadır.

    Binaenaleyh hatemül-enbiya efendimizden itibaren onun tebliğatı vechile Allah Teala'ya, Ahiret gününe vesair dinî esaslara iman eden va namaz oruç gibi salih amellerde bulunan insanlar, hangi bir kavme, hangi bir ırka mensup bulunmuş olurlarsa olsunlar artık selamettedirler, onlar için uhrevî bir korku, bir hüzün ve keder yoktur. Onlar atıfet-i İlahiyeye namzet bulunmaktadırlar."[14]

    Ebedî kurtuluş için son paygambere iman etmenin şart olduğunu açıkça belirten Bilmen'in yukarıdaki ifadelerini şu şekilde özetleyebiliriz:

    1-Allah'ın azabından emin olmak için onun katından gelmiş olan gerçek bir ilahî dine tabi olmak gerekir.

    2-Geçmiş peygamberlerin davetine icabet eden insanlar, gerçek dine intisap etmiş sayılırlar.

    3-Son din olarak Allah tarafından son peygamberle gönderilen İslamiyet "Allah katında hak din, İslâm'dır."[15] meâlindeki ayetin delaletiyle geçmiş bütün dinleri yürürlükten kaldırmış olan evrensel gerçek dindir.

    4-Hz. Peygamberin (s.a.v.) gönderilmesinden sonra ona iman eden herkes ırkı, nesebi, ve eski dini ne olursa olsun uhrevî kurtulaşa nail olmuştur.

    Aynı hususları Maide 5/69. ayetin tefsirinde de tekrarlayan Bilmen, "her düşünen insanın gerçek iman ve güzel amel ile Ahiret saadetini kazanmaya çalışması gerektiğini ve Sabiiler gibi batıl inanca sahip olanlar bile inançlarını düzelterek güzel amele muvaffak olduğuna göre onların durumunda olan bütün gayr-i müslimlerin bir an once tövbe ederek İslamiyet dairesine girmelerinin elzem olduğunu" dile getirmektedir.[16]

    4. Seyyid Kutub (1906- 1967)

    Sosyoloji ağırlıklı bir tefsir yazan çağdaş müfessirlerden Seyyid Kutub, söz konusu tez ile ilgili görüşlerini "Peygamber Rabbinden kendisine indirilenlere iman etti. Müminler de. Onların her birisi Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine iman ettiler. Biz onun peygamberlerinden hiç bir kimse arasında fark gözetmeyiz (derler)."[17] meâlindeki ayeti delil getirerek şu şekilde ortaya koymaktadır: "Bu ayet, Hz. Muhammed'in iman esası koymadığını, iman alanına beşerin müdahale edemeyeceğini vurgulamaktadır. Mü'minler de Peygamberle beraber Allah'ın indirdiğine inanırlar. Başka bir deyişle, iman esaslarında peygamber ile mü'minler buluşur ve iman esasları onların asgarî müşterekini oluşturur. Demek ki, iman esaslarında ittifak vardır; peygamberle mü'minler aynı inancı paylaşırlar. Böylece, iman esaslarının bütünleştirici özelliği ortaya çıkmaktadır. Ayette iman esaslarından dördü zikredilmekte; ahirete iman ile kadere iman zikredilmemektedir. Burada sayılan iman esasları, önem sırasına göre dizilmiştir. Bu, Allah'a inanmadan,diğer üçüne imanın işe yaramayacağı anlamına gelir. Bir önceki, bir sonrakilerin olmazsa olmazını teşkil etmekte, bu iman esaslarına Hz. Muhammed de inanmaktadır. Bir peygamberin, kendinden önceki kitaplara ve peygamberlere inanma zorunluluğuna işaret eden bu ayet, peygamberlerin ihtilaf değil, ittifak içinde olduklarına dikkat çekmektedir. Kendinden önceki peygamberlere inanmayan, onları tasdik etmeyen kişi peygamber olamaz. Peygamberlik makamı ihtilaf, reddetme ve münakaşa makamı değildir. Peygamberlik yolu bir süreçtir ve bu nedenle devamlılık arz eder ve bu yolda hiç değişmeyen iman esasları, ahlâki değerler ve ibadet şekilleri vardır. Ayet peygamberlerin tümüne iman etmenin şart olduğuna delildir. Peygamberlere olan imanın doğruluğu, onlar arasında ayırım yapmamaya bağlıdır. Peygamberler arasında ayrım yapan kimseler, aslında kendi peygamberlerine de inanmamaktadırlar."[18]

    Seyyid Kutub, bu ifadeleriyle bütün peygamberlere iman etmenin ve onlar arasında ayırım yapmamanın gerekli olduğunu vurgulamanın yanı sıra önemli bir noktaya daha dikkat çekmektedir. O da fazilet noktasında değil de iman açısından onlar arasında ayırım yapan birisinin esasen kendi paygamberine de inanmadığıdır. Böylece o Hz. Muhammed'e iman etmeyen Kitap ehlinin kendi dinlerine olan sadakatlerini sorgulamakta ve onları samimiyetsizlikle itham etmektedir. Kanaatimizce bu son derece doğru bir yaklaşımdır. Nitekim Kur'an, birçok ayetiyle İsraioğullarını aynı ithamla suçlamış, şayet samimi iseler neden kendi içlerinden gelen Peygamberleri öldürdüklerini sormuş, Tevrat'ın hükmüne uymadıkları zanman da onları Tevrat'ı getirip okumaya çağırmıştır.[19]

     

    5.Hayrettin Karaman

    Aynı tezi savunan çağdaş bilim adamlarından biri olan Hayrettin Karaman, konuyla ilgili olarak şunları kaydetmektedir:

    "Uhrevî kurtuluş konusunda Kur'an-ı Kerim'in ısrarla üzerinde durup vazgeçilmez gördüğü şartlar; Allah'ın varlık ve birliği ile ahirete inanmak, Hz. Muhammed'in (s.a.v) peygamberliğini ve öğretisini tanımak, Allah'ın razı olduğugüzel işler yapmaktır.[20] Pek çok ayet bu konuya delildir. Şimdi konuyla ilgili ayetleri inceleyelim.

    "Deyiniz ki, "Biz, Allah'a iman ettik ve bize ne indirildiyse, İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a ve torunlarına ne indirildiyse, Musa'ya ve İsa'ya ne indirildiyse ve bütün peygamberlere Rablerinden ne verildiyse hepsine iman ettik. Biz onların arasında fark gözetmeyiz ve biz ancak O'na boyun eğen müslümanlarız. "[21] Ayet, müslümanları etkilemeye çalışan Yahudi ve Hıristiyanlara, evrensel İslâm inancının tanımını vererek; Allah'a, Kur'an'a, peygamberlere ve onlara indirilenlere inanılması gerektiğini ifade buyurmaktadır. "Bütün peygam­berler" ifadesiyle, gelmiş geçmiş bütün peygamberlere inanmanın şart olduğunu vurgulayan bu ayet; "torun" kelimesiyle, zikri geçen peygamberlerin neslinden gelen peygamberlere de inanılması gerektiğine işaret etmektedir. Bütün peygamberlere ve onlara indirilenlere inanmak, onlar arasında hiçbir ayrım gözetmemeyi gerektirir. Buradan imanın olmazsa olmaz bir şartı ortaya çıkmaktadır. Bir şeye inanmak, onun bütününe inanmak olup, herhangi bir parçasını farklı tutmamaktır. İman, parçalanma kabul etmez, bir parçası koptuğunda imanın yaşaması mümkün değildir. Demek ki iman, parçalanma bölünme kabul etmeyen bir bütündür. İman hususunda peygamberler arasında ayırım yapmamak, ayetin son kısmı olan "Biz ancak O'na boyun eğen müslümanlarız" ifadesine dayandırılmaktadır. Her şeyi ile Allah'a teslim olmadaki samimiyet, böylesi bütüncül bir imanı doğurmaktadır. Allah'a her şeyi ile teslim olan insan, O'nun peygamberleri ve mesajları arasında da ayrım yapmaz."[22]

    101            Bakara 2/ 137.

     

    Karaman, "Eğer onlar da sizin iman ettiğiniz gibi iman ederlerse doğru yola girmiş, hidayeti bulmuş olurlar. Yok eğer yüz çevirirlerse onlar sadece ve sadece didişmenin içindedirler. Allah onlara karşı sana yeter. Ve O, işitendir, bilendir. "mealindeki ayetin tefsirinde konuyla ilgili olarak şu açıklamayı yapmaktadır: "Bu ayette, Yahudilerle Hıristiyanlardan müslümanlar gibi davranmaları, bu cümleden olmak üzere, İslam'ın peygamberine ve kutsal kitabına da iman etmeleriistenmekte; böyle yaptıkları takdirde doğru yolu bulmuş sayılacakları, aksi halde hak yoldan uzaklaşarak sapıklığa düşmüş, ayrılıkçılığa ve düşmanlık duygularına kapılmış olacakları bildirilmektedir."[23]

     

    6.Celal Yıldırım

    Yıldırım, öncelikle söz konusu ayetin tefsirinde bizim de daha once vurguladığımız "iman esaslarının biribirini netice veren ayrılmaz bir bütün oldukları" hususunu şu ifadeleriyle dile getirmektedir:

    "Cenab-ı Hak, hangi dine sahip olursa olsun, inancı ne merkezde bulunursa bulunsun, Allah'a ve ahiret gününe dosdoğru inanan, kurallarına uygun sâlih amellerde bulunan her insanı müslüman olarak tanıtır. Çünkü Allah'a dosdoğru îmân, îmânın diğer esaslarını da içine alır. Allah'a ve âhiret gününe ciddiyetle îmân eden kimse, O'nun kitaplarına, peygamberlerine de inanır."[24]

    Daha sonra eserinin başka bir yerinde Yıldırım, Bakara 2/62. ayetin tefsiri sadedinde şunları kaydetmektedir: "Bakara Suresi 62. Ayette ilâhî af ve rahmet kapısının her zaman, her millet için açık bulunduğu hatırlatılmış, daha çok Kitap Ehline seslenilmiştir. Ayrıca âyette, sadece dış görünüşüyle mü'min bulunmanın veya katı ve tutucu bir Yahudi, ya da Hıristiyan olmanın yeterli kabul edilmiyeceğine işaret vardır. Hz. Muhammed'den (s.a.v) önce bunların geçerli olduğu, ama o geldikten sonra artık Tevrat ve İncil'in yürürlükten kaldırıldığı muhakkaktır ve ancak bu takdirde kıyamet günü korku ve endişelerden kurtulup güvene kavu-şabileceklerdir."[25]

    Yıldırım, konumuzla ilgili yorumalarına "Ey kendilerine kitap verilenler, Gelin yanınızda bulunan (Tevrat) 'ı tasdik etmek üzere indirdiğimiz bu kitaba iman edin. Biz birtakım yüzleri silip de enselerine çevirmeden yahut Cumartesi halkını (yahudileri) lanetlediğimiz gibi onları lanetlemeden önce iman edin. Yoksa Allah'ın emri mutlaka yerine gelecektir. " mealindeki Nisa 4/47. ayetini incelerken şu şekilde devam etmektedir:

    "Cenâb-ı Hak, İsrâîloğullan'nın geçmişteki tuğyanlarını, kendi pey­gamberlerine itaat etmediklerini, birçok âyet ve mu'cize karşısında bir türlü doğruyola girmediklerini ve bu sebeple ilâhî zillet ve meskenetin üzerlerine indiğini, yaşamakta olan milletlere haber verdikten sonra; bundan ibret alınarak en son Peygambere uymanın tek kurtuluş yolu olduğunu beyân ediyor. Çünkü artık şartlar değişmiş, dünya milletleri birbiriyle irtibat kurabilmiş, ismi-cismi bilinmiyen millet ve kabileler keşfedilmiştir. Hepsini müşterek tek din etrafında toplamanın, aynı itikadî esaslara çağırmanın zamanı gelmiştir. Zaten mevcut kitaplar lahutî özelliğini kaybetmiş, bir sürü muhterislerin elinde tahrife uğramıştı. Cenab-ı Hak İslâmiyetin geniş kapısını, cihanşümul mahiyetini bütün insanlara açık bulundurdu." [26]

    Yukarıdaki ifadelerinden anlaşılacağı üzere Yıldırım, herkes gibi Kitap ehli için de tek kurtuluş yolunun son Peygamber'e iman etmek olduğunu belirtmektedir.

     

    7. Vehbe Zuhayli

    Söz konusu tezin bir diğer savunucusu olan Vehbe Zuhayli, görüşlerini şöyle açıklamaktadır: "Kur'an indirilmeden önce bir adam Tevrat'a inanıyorsa, Musa ile beraberse, onun için onunla beraber savaşmışsa, on iki naipten birisiyse, Peygam­berin dediği gibi yaşamış ve bu uğurda ölmüşse, bu adam Cennettedir. Ya da bir kişi Hz. İsa Peygambere ilk inananlardansa, on iki havariden birisiyse, sadâkatini sürdürmüş ve Allah'ın dinini, Allah'ın kitabı olan İncil'i okuma, anlama, yaşama, insanlara tebliğ etme ve hayata egemen kılma konusunda 'ben Ensarullah'ım' demişse; Allah'ın kitabı İncil'e inanıp sahip çıkmış; Allah'ın elçisi Hz İsa (a.s)'a sadakatini ortaya koymuş ve bu imanıyla ölmüşse bu adam da cennettedir. Tevrat ve İncil'in değiştirilmemiş ilahî hükümleriyle amel edip, imanın iki ana esasını oluşturan Allah'a ve ahiret gününe dosdoğru inananlar için, şüphesiz ki kıyamet günü hiçbir korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir de. Kur'an inip dinlerin son halkasıyla tekâmül sona erince, artık Hz. Muhammed'e (a.s.) inanıp tevhid akidesine bağlı kalan mü'minlerle, Yahudilerden, Sabiilerden ve Hıristiyanlardan Kur'an'ın gölgesi altında Allah'a ve ahiret gününe inanıp iyi ve yararlı amellerde bulunanlar için de (kıyamet günü) bir korku ve endişe yoktur ve o gün onlar üzülmeyeceklerdir de.[27] Bu hususa şu ayetleri delil olarak getirebiliriz:

    " Onlar, Allah'ı ve peygamberlerini inkâr ederler, Allah ile peygamberlerinin arasını ayırmak isterler. ' Kimine inanırız, kimini inkâr ederiz.' derler. Bu ikisinin (imanla küfrün) arasında bir yol tutmak isterler. İşte onlar gerçek kâfirlerdir. Biz de kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır. Allah'a ve peygamberlerine iman edenler ve onlar arasında ayırım yapmayanlara (Allah) pek yakında mükâfatlarını verecektir. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir. "[28]

    "Yüce Allah bu ayet-i kerimelerde kendisini ve peygamberlerini inkâr eden Yahudi ve Hıristiyan kâfirleri tehdit etmektedir. Çünkü Yahudi ve Hıristiyanlar, iman hususunda Allah ile peygamberleri arasında fark gözetmişler, ayırıma gitmişler, bazı peygamberlere iman ederken bazı peygamberleri inkâr etmişlerdir. Bunu da taassupları, miras aldıkları geleneklere körü körüne bağlılıkları, heva ve heveslerinin arkasından gitmeleri dolayısıyla yapmışlardır. Yahudiler, Hz. İsa ile Hz. Muhammed dışında diğer peygamberlere iman ederken, Hıristiyanlar da bütün peygamberlere iman ettikleri halde, peygamberlerin sonuncusu ve en şereflisi olan Hz. Muhammed'i (s.a.v) inkâr etmişlerdir. Peygamberlerden herhangi birisini inkâr eden kimse, diğer peygamberleri de inkâr etmiş demektir. Çünkü bütün peygamberlere iman etmek farzdır. Kıskançlık, taassup veya başka sebeplerle herhangi bir peygamberin peygam­berliğini reddeden kimse, böylece iman ettiği peygamberlere olan imanın şer'î bir iman olmadığını açıkça ortaya koymuş olur. Bundan dolayı Yüce Allah; "Allah'ı ve peygamberlerini inkâr edenler" buyruğuyla onları Allah'ı ve peygamberlerini inkâr eden kâfirler olmakla damgalamıştır. Ayette geçen "İman ile küfür arasında bir yol tutturanlar," İslâm ile Yahudilik arasında uydurma bir din icat etmek isteyenlerdir ki bunlar hakkında Yüce Allah bizlere şu haberi vermektedir: "İşte onlar gerçekten kâfir olanlardır" Onlar iman ettiklerini iddia ettikleri kimseleri, kesin ve tartışılmaz bir şekilde inkâr etmişlerdir. Çünkü onların imanları şer'î bir iman değildir. Zira bir peygambere 'Allah'ın peygamberidir.' diye iman eden kimselerden olsalardı, delil ve belge itibariyle daha açık bir şekilde peygamberliği ortada olana da iman etmeleri gerekirdi. Yüce Allah kayıtsız ve şartsız olarak dini inkâr eden her bir kâfire veya bir takım peygamberlere iman edip diğerlerine iman etmediği için kâfir olan başka dinmensuplarına, kısacası bütün kâfirlere zelil kılıcı, küçük ve hakir düşürücü bir azabı, küfürlerinin bir cezası olmak üzere hazırlamıştır."[29]

    Netice itibariyle peygamberleri inkârın iki türlü olduğu açıkça ortaya çıkmaktadır: Birisi bütün peygamberleri inkâr, diğeri ise onların bir kısmını inkâr etmektir. Birinci tür inkârcı kâfirler hiç bir peygambere iman etmezler. Çünkü bunlar peygamberliği ve peygamberleri inkâr ederler. İkinci tür kâfirler ise bir takım peygamberlere iman etmekle birlikte, bir kısmına iman etmezler. Hz. Musa'ya iman edip Hz. İsa ile Hz. Muhammed'in peygamberliğini inkâr eden Yahudiler ile Hz. Musa ve Hz. İsa'ya iman ettikleri halde Muhammed'i (s.a.v) inkâr eden Hıristiyanlar bu kabildendir. Allah'ın azabını hak etmek bakımından bu iki kesim arasında bir fark yoktur. Çünkü Allah'a ve peygamberlerine iman parçalanma kabul etmez. Gerçekten Allah'a iman eden bir kimse insanları doğru yola çağırmak üzere Allah'ın göndermiş olduğu peygamberlerinin tümüne iman eder. Çünkü peygamberleri gönderen O'dur. Peygamberler Allah ile insanlar arasında elçidir. Allah'a iman ile birlikte onun bir takım peygamberlerinin inkârı düşünülemez. Böyle bir durumda ise Hz. Musa'ya iman ederken, Hz. İsa'nın inkâr edilmesi makbul ve makul değildir. Bütün peygamberlere iman ile birlikte Muhammed'in (s.a.v) inkâr edilmesi de makbul ve makul değidir. Çünkü Hz. Peygamber onların kitaplarında anılmış, ellerindeki kitaplarda geleceği müjdesi verilmiş, o da beraberlerinde bulunan kitapları tasdik etmiştir. Kur'an-ı Kerim kendisinden önceki semavi kitaplar üzerinde bir hakim (müheymin) dir ve Allah kime peygamberliği vereceğini en iyi bilendir. Daha sonra Yüce Allah bundan önceki iki kesim ile birlikte üçüncü bir kesimden daha söz etmektedir ki, bunlar müslümanlardır. Bunlardan hep birlikte söz etmesinin sebebi ise aralarında karşılaştırma yapmak ve öğüt vermektir. Sanki Allah şöyle demek istiyor: "İşte bu müslümanlar Allah'a, O'nun bütün peygamberlerine ve gönderdiği bütün kitaplara iman ederler. Siz de bu konuda onları örnek almalısınız."

     

    8.İzzet Derveze (1888-1984)

    İzzet Derveze cennete gitmek için Hz. Muhammed'e inanmanın gerekli olup olmadığı konusunda şunları söylemektedir: "Kur'an'ı ve Hz. Muhammed'in peygamberliğini yalanlamak gerçek anlamda Allah'a ve ahiret gününe iman etmekleve salih amelle çelişir. Dolayısıyla ehl-i kitabın kalben ve bedenen İslam çağrısına bağlanmaları bir zorunluluktur. Çünkü İslam tek Allah'a kulluk etmeye yönelik bir çağrıdır, ahiret gününe iman etmeyi ve salih ameller işlemeyi öngörür. Nitekim bu gruplar içinde Kur'an'a ve Hz. Muhammed'in peygamberliğine inanmayanlar, yine Kur'an'ın bildirdiğine göre, ahiret gününe iman etmeyenler vardı. Bazısı 'Üzeyir Allah'ın oğludur' diyordu, bazısı İsa'yı bir ilah ya da Allah'ın bir sureti gibi görüyordu. Bazısı da Sabiîlerde olduğu gibi şaşkındı. Bunların içinde de Hz. Muhammed'in peygamberliğini inkâr edenler, mesajını kabule yanaşmayanlar vardı. Kur'an-ı Kerim'de Allah Teala İsrailoğulları'na yönelik çağrılarda bulunuyo r. Al­lah'ın, Hz. Muhammed'e indirdiği Kur'an'a iman etmeleri isteniyor. Çünkü Kur'an onların ellerinde bulunan Tevrat'ı onaylamaktadır. Bu çağrının bir diğer boyutu da, Hz. Muhammed'e inen Kur'an'ı inkâr eden ilk dinî gurubun kendileri olmamasına yönelik bir uyarıdır. Ayrıca Kur'an'da yer alan birçok ayette Hıristiyanlar, Hz. Mesih'le ilgili çelişik ve yanlış inançlardan vazgeçmeye; Allah'a, peygamberlerine, Hz. Muhammed'e ve Kur'an'a iman etmeye çağırılmışlardır. Ayrıca topyekûn insanlık da bu tür bir inanç sistemine bağlanmaya defalarca davet edilmiştir."[30]

     

    9. Görüşlerin Tahlil ve Değerlendirilmesi

    Bu tezi savunanların görüşlerinin özü şudur: "Hz.Muhammed'e inanmadan ebedi kurtuluş vizesi almak mümkün değildir. İmanın gereklerinden biri de peygamberler arasında ayırım yapmamaktır. Hiçbir peygambere inanmamakla, birine inanıp diğerlerine inanmamak aynıdır. İman parçalanma kabul etmeyen bir bütündür. Peygamberlerin aynı ilahî kaynaktan vahiy getirdikleri için birine inanıp diğerine inanmamak samimi bir dindar davranışı değildir."

    Kanaatimizce bu tespitler doğrudur ve yukarıda da geçtiği gibi ayetlerle müdelleldir. Yine Kur'an, " Hıristiyan ve Yahudilerin Hz.Muhammed'e iman etmemesinin onun peygamberliğinden kuşku duydukları için değil de son peygamberin kendi içlerinden çıkmamasından ve hasetlerinden dolayı olduğunu" bildirmektedir.[31] Ayrıca bu tezi destekleyen birçok sahih hadis de mevcuttur.

     Burada konuyu uzatmamak için onlardan bir kaç tanesini vermekle yetineceğiz:

  • 1-Ubade b. Samit'ten (r.a) gelen bir rivayette Allah Resulu (s.a.v) şöyle buyurmaktadır: "Kim Allah'tan başka hiçbir ilah bulunmadığına, O'nun bir olduğuna, şeriki olmadığına Muhammed'in de O'nun kulu ve Resulu olduğuna, İsa'nın da Allah'ın kulu ve Resulu, Meryem 'e ilka ettiği kelimesi ve ruhu olduğuna, cennetin hak olduğuna, cehennemin de hak olduğuna şehadet ederse, ameli ne olursa olsun, sonunda Allah onu mutlaka cennete koyar. "m

  • 2- "Ey Allah'ın Resulü! İman nedir?" sorusuna Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle cevap vermiştir: "Allah'a, meleklerine, kitaplarına, Allah'a kavuşulacağına ve peygamberlerine, ahirette dirilip kalkacağına iman etmendir. " [32]

    3-Ebu Hureyre'den (r.a.) gelen bir rivayete göre Hz. Peygamber (s.a.v.) buyurdu ki: "Muhammed'in nefsini kudret eliyle tutan zata yemin ederim ki, bu ümmetten her kim -Yahudi olsun, Hıristiyan olsun- beni işitir, sonra da bana gönderilenlere inanmadan ölecek olursa mutlaka Cehennem ehlinden olacaktır. "[33]

    5-Abdullah b. Ömer şöyle demiştir: Resulullâh (s.a.v) buyurdu ki: "İslâm beş şey üzerine bina olunmuştur: Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed'in (s.av) Allah'ın Resulü olduğuna şahadet etmek, namaz kılmak, zekat vermek, hacca gitmek, Ramazan orucunu tutmak. "[34]

    6-Muaz b. Cebel (r.a.) şöyle anlatır: Allah Resulü ( s.a.v ) beni (Yemen'e) gönderdi ve (gönderirken) şöyle buyurdu: "Sen Ehl-i Kitap bir topluma gidiyorsun, onları Allah'tan başka ilah olmadığına ve benim Allah'ın elçisi olduğuma şahitlik etmeye çağır. Eğer onlar bu isteğini yerine getirirlerse onlara, Allah'ın (c.c.) onlar üzerine her gündüz ve gecede beş (vakit) namaz farz kıldığını; onlar bunu da kabul ederlerse, kendilerine Allah'ın onlar üzerine zenginlerinden alınıp fakirlerine verilen zekâtı farz kıldığını bildir. Onlar bunu da kabul ederlerse, seni onların mallarının en iyilerini almaktan sakındırırım. Zulme uğramışın bedduasından da korun. Çünkü zulme uğrayanla Allah arasında perde yoktur." [35]

     

  • 111 Buhari, Ebu Abdullah Muhammed b. İsmail, Sahih-i Buhari ve Tercemesi, trc. Mehmed Sofuoğlu,

    Ötüken Neşriyat, İstanbul, 1988, I, 143.

  • 112 Sahih-i- Müslim, Kitabu'l-İman, II, 159.



  •  

    Yukarıdaki hadisler şu üç hususu vurgulamaktadır:

     

    1- Cennet'e girmek için mümin ve Müslüman olmak şarttır.

  • 2-   İman ve İslam'ın belli esasları vardır.

    3-   Hz. Peygamber'in (s.a.v.) gönderilmesinden sonra tebliğ kendisine ulaşan
    herkes, hangi dine mensup olursa olsun ona inanmak zorundadır. Aksi takdirde böyle
    bir kişinin Cehennemlik olması kaçınılmazdır.

     

    Hz. Peygamber'in (s.a.v.) sözleri Kitap ehlinin ona inanmadıkça ebedî kurtuluşa nail olamayacaklarını açıkça ifade ettiği gibi davranışları da bu hususu teyit etmektedir. Zira o, sadece müşrikleri değil onları da İslam'a davet etmiştir. Şayet sadece Allah'a ve ahirete inanmaları yeterli olsaydı onlardan yalnız bu iki şey istenirdi. Dolayısıyla bazı ayetlere dayanarak bu tezin aksini iddia etmek, Hz. Peygamberin (s.a.v.) söz konusu ayetlere aykırı hareket ettiği gibi imkansız ve makul olmayan bir sonucu doğurur.

    Ayrıca daha once de ifade edildiği gibi Hz. Peygamber'in (s.a.v.) gelmesinden önce Allah'a ve âhiret gününe iman eden ve de salih ameller işleyen kimseler bile Tevrat ve İncil'in hükmünce geleceğin büyük Peygamberi olan Hz. Muhammed'e (s.a.v.) inanmakla mükellef idiler. Yani o gün Hz. Musa ve Hz. İsa (a.s) dönemlerinde yaşayan Yahudi ve Hıristiyanlar, o dönemde bile daha gelmemiş bir Peygambere, yani âhir zaman nebisine iman etmedikçe mü'min sayılmıyorlardı. İşte bu hususu vurgulamak üzere Allah şöyle buyurmaktadır: "Sizler bana verdiğiniz ahdinizi yerine getirin! Ben de size olan sözümü yerine getireyim! Sadece benden korkun"[36] Yani son elçime iman ettiğinize ve edeceğinize dair dün bana verdiğiniz o sözünüzü yerine getirin ki, ben de size karşı vaadimi yerine getireyim. Her bir elçim döneminde sizden bu konuda kesin söz almıştım. Siz de son elçime iman edeceğinize dair söz vermiştiniz. Haydi siz sözünüzü yerine getirin ki ben de size verdiğim, "sizi yeryüzünde izzet ve şerefe ulaştırma, âhirette de cennetime koyma" vaadimi yerine getireyim. Hal böyleyken, o dönemde bile son elçiye iman etmedikçe mümin sayılmayan bu din mensupları, Hz. Peygamber'in (s.a.v.) zuhurundan sonra onun Peygamberliğini reddettikleri halde nasıl mümin olabilirler?. Aynı konuyu daha açık bir şekilde dile getiren başka bir ayetin meali şöyledir: "Allah onlara 'Andolsun ki size kitap ve hikmet verdim, sonra yanınızda bulunan kitapları doğrulayıcı bir peygamber geldiğinde ona muhakkak inanacak ve ona yardım edeceksiniz! Bunu kabul ettiniz mi? Ve bu hususta ağır ahdimi üzerinize aldınız mı?' demişti. Onlar: 'Kabul ettik.' dediler. Allah da 'Öyleyse şahit olun, ben de sizinle beraber şahit olanlardanım.' dedi."111

    Bu ayette, Allah'ın, peygamberlerden, verdiği Kitap ve hikmet uyarınca, kendi ellerinde bulunan Kitabı doğrulayan bir elçi geldiğinde ona inanıp destek olacaklarına dair söz aldığı belirtilmektedir. Müfessirlere göre burada peygamberler zikrdilmiş, fakat onların kendileri değil, ümmetleri kast edilmiştir. Yani Allah, peygamberleri aracılığı ile onlara tabi olan ümmetlerden, daha sonra gelecek Kitabı ve peygamberi kabul ve tasdik edecekleri hakkında söz almıştır. Diğer taraftan Ehl-i kitabın, Hz.Muhammed'in (s.a.v) sadece Araplara gönderildiği şeklindeki iddiaları da geçersizdir. Çünkü onun risaleti ve mesajı evrenseldir.

    Al-i İmran 3/81.

    Öncelikle şunu ifade edelim ki daha once de belirtildiği gibi semavî dinlerin esas itibariyle aynı ilâhi kaynaktan geldiği şüphe götürmez bir gerçektir. İlahî Mesajın insanlara tam ve doğru olarak aktarılabilmesi için Allah ile insanlar arasında elçi olan peygamberlerin doğruluk, dürüstlük, güvenilirlik ve asla yalan söylememek gibi temel bazı özelliklere sahip olmaları gerekir. Sonradan gelen peygamberler öncekileri tasdik edip övmelerine rağmen, öncekilerin tabileri dinlerinin tahrif olması sebebiyle sonraki peygamberleri kabul etme hususunda bazı itirazlar ileri sürmüşlerdir. Bunlar, kendi peygamberlerinin mesajının hakikat olduğunu iddia ederek sonraki peygamberi sahtekarlık ve yalancılıkla itham etmişler, ona uyanları da kafir olarak nitelendirmişlerdir. İlâhî dinler arasındaki fikrî mücadelenin bir yönüyle bu çerçevede devam ettiği görülür. Yahudiler, sadece Tevrat'ta zikredilen peygamberlerin doğruluğunu tasdik ederken, Hıristiyanlar Îsâ'nın bu peygamberler zümresine dahil olduğuna; aynı şekilde Müslümanlar da Hz. Mûsâ ve Hz. Îsâ'nın peygamberliğini kabul etmekle birlikte Hz. Muhammed'in de Allah elçisi olduğuna; kitap getirdiğine ve peygamberlerin sonuncusu olduğuna inanırlar. Bu bağlamda her din mensubu kendi dininin ve peygamberinin haklılığını izah edecek birçok delil ileri sürmüştür. Nitekim Müslümanlar, Yahudilik ve Hıristiyanlık karşısında İslâm'ın ilâhî bir din, Hz.Muhammed'in Allah'ın kulu ve elçisi olduğunu; risâletinin Arap-Acem bütün insanlığı içine aldığını izah ve ispat etmek üzere aklî, naklî ve sosyo-psikolojik pek çok delil ortaya koymuşlardır. "Evrensellik kavramıyla neyin kast  edildiği hususunda ise şunlar söylenebilir: Herhangi bir fikrin, düşünce veya dinin evrensel olabilmesi için yalnızca belli bir cemaat, grup, topluluk, ırk veya millete mahsus olmayıp herkesi davetinin kapsamına alması ve her seviyedeki insana hitap etmesi gerekir. Aksi takdirde böyle bir düşünce veya din, millî ve yöresel bir özelliğe sahip olacağı için evrensel sayılmayacaktır."118

     

    Evrensel din, dünyadaki bütün insanlar için geçerli olan, onların hepsinin ihtiyaçlarını cevaplayacak, dünya ve ahiret mutluluklarını sağlayacak mahiyette olan din demektir.119 Hz. Muhammed'in peygamberliğinin evrensel olmasından maksat, onun getirdiği ilahî mesajın, sadece Araplar için değil bütün insanlığa hitap etmesi, onların ihtiyaçlarına cevap verecek mahiyette bulunması ve kıyamete kadar geçerli olmasıdır.

     

    Burada sorulması gereken bir soru da şudur: Acaba Hz. Muhammed'den başka bütün insanlığa şamil, umumi bir risalet ile gönderilmiş başka bir peygamber var mıdır? Diğer bir ifadeyle Yahudilik ve Hıristiyanlık evrensel midir? Genel Yahudi anlayışına göre, Yahudi ırkına mensup olmak bir seçilmişliğin işaretidir. Allah diğer milletlerin arasından Yahudileri seçmiştir. Bu seçilmişlik onlara göre Allah'a şükrü gerektiren özel bir durumdur. Onlar, Musa ve öğretisinin kendileriyle sınırlı olduğu inancına dayanarak Yahudilikte misyonerlik hareketinin olmadığına ve dolayısıyla kendi dinlerini Yahudi olmayanlara yaymakla emredilmediklerine inanırlar. Diğer taraftan Hz. Îsâ'nın risâletinin İsrailoğullarıyla sınırlı olduğunu, yine onun kendi ifadelerinden anlayabiliyoruz. Nitekim Hz. Îsâ: "Ben, İsrail evinin kaybolmuş koyunlarından başkasına gönderilmedim"120 demiştir. Peygamberliği boyunca o, sadece İsrail oğullarıyla meşgul olmuş, onların köylerine ve mensup oldukları topraklara tebliğde bulunmuştur.

    İslam âlimlerinin ortak kanaatine göre, önceki peygamberlerin nübüvvetleri hususi, Hz. Muhammed'in peygamberliği ise umumidir.121 Burada önceki peygamberlerin nübüvvetlerinin hususi oluşuyla, onların getirdikleri imanla ilgili ilahî mesajın umumi oluşunu birbirinden ayırt etmek gerekir. Şöyle ki, tümünün Allah'ın buyrukları olması ve bir bütün olarak Allah'ın dinini oluşturması bakımından önceki enbiyaya gelen vahiyler de İslam'ın bir parçası; inanılması ve uyulması istenilen ilahî hakikatin bir tecellisidir. Çünkü ilâhi dinlerin özü birdir. Bütün peygamberlerin getirdiği inanç esasları aynıdır. Zira semavi dinlerin kaynağı Yüce Allah'tır. Hz. Peygamber "Peygamberler baba bir kardeştir. Anneleri ise farklıdır. Dinleri birdir"[37] buyurarak bu hususa açıklık getirmiştir.


  •  

  • 120 Matta, XV, 24.

    121 Akgül, Muhittin, Kur'an-ı Kerim'in Evrenselliği, Yeni Ümit Dergisi, sayı 53, s.13, İst. 2001. 1 Cevizci, Ahmet, Felsefe Sözlüğü, Paradigma yay. Ankara, 1999, s.348.

    Esed, Muhammed, Kur 'an Mesajı Meal-Tefsir, İşaret Yayınları, İstanbul 1999, s.305.

     

    Allah katında İslâm'ın din olması hususunu bu zaviyeden değerlendirmek gerekir. Mesela, Hz. Musa veya Hz. İsa'nın tebliğ ettiği itikadi esaslar ile Hz. Peygamberin tebliğ ettikleri arasında esas itibariyle hiçbir farklılık yoktur. Bu bakımdan inanç esasları ile alakalı ilahî mesajlar bir mekan, bir zaman ve bir toplumla sınırlı kalamaz, bunlar her zaman doğrudur ve geçerlidir. Önceki vahiylere muhatap olan toplumların dinlerinin sesini uzak ülkelere duyuramamış olmaları bu gerçeğe bir zarar vermez.

    Hz. Peygamberin Mekke dönemi, önceki enbiyanın hayatına benzemektedir. Ancak Medine dönemi, Müslümanların güç ve kuvvet buldukları, diğer milletlerle diyaloga geçtikleri bir dönemdir. Bu dönemde İslam Peygamberinin ve dolayısıyla Kur'an mesajının evrensel oluşunun gereği yapılmıştır. Önceki enbiyanın böylesi bir imkâna ulaşamamış olması, peygamberliklerinin hususi olmasına rağmen tebliğ ettikleri usulu'd-dînin diğer kavimler için geçerli olmadığı anlamına gelmez.[38]

    İslamî anlayışa göre semavî dinler kendi dönemleri içinde İslâm dinini temsil etmişlerdir. Ancak Hz. Muhammed'den sonra bir peygamber, İslâm'dan sonra da bir vahiy gelmeyecektir. Hz. Muhammed'in son peygamber olması İslâm'ın da son din olması, bu dinin insanlar var oldukça geçerli olacağına, dolayısıyla zaman ve mekanla sınırlandırılamayacağına delildir.

     

    Tarihî vakıaya uygun olarak Kur'an-ı Kerim'deki bazı ayetler de Hz. Peygamberin risaletinin evrenselliğini göstermektedir:

    1- De ki: " Ey insanlar, Şüphesiz ben, göklerin ve yerin mülküne malik olan, kendisinden başka hiçbir ilah bulunmayan, hem dirilten, hem öldüren Allah'ın size, hepinize gönderdiği peygamberiyim. O halde Allah'a ve O'nun kelimelerine (Kur'an'a) iman eden ümmi peygamber olan Rasulüne tabi olun ki, doğru yolu bulmuş olasınız. "[39]

    2- "Biz seni ancak âlemlere rahmet gönderdik" [40]

    3-"Biz seni ancak bütün insanlar için müjdeci ve korkutucu olarak gönder-

    dik."[41]

    "Şu Kur'an bana, sizi ve sizden sonra erişenleri inzar etmem için vahyolundu."[42]

    "Ey Resulüm, biz seni bütün insanlığa rahmetimizin müjdecisi, azabımızın uyarıcısı olarak gönderdik. Lakin insanların çoğu bunu bilmezler."[43]

    Bu ayetlerden başka birçok ayet daha vardır ki onlarda kullanılan "nas, insan, âlemîn" gibi kelimeler, Hz. Muhammed'in peygamberliğinin evrenselliğine delalet etmektedir. Bunlara ilaveten, Kur'an'ın umuma hitabı hiçbir zaman "Ey Araplar!" şeklinde değil, "Ey inananlar, Ey insanlar, Ey Ademoğlu!" ve benzeri şekillerde olmuştur. Hz. Peygamberin nübüvveti ve tebliğiyle alakalı olarak kullanılan bu kelimeler, onun peygamberliğinin zaman, mekan ve belirli bir kavimle sınırlı olmadığını; aksine bütün insanlığı içine aldığını göstermektedir.

    Bütün bu delillerin yanı sıra Hz. Peygamberin bizzat kendisi çeşitli vesilelerle bütün insanlığa gönderildiğini şu sözleriyle dile getirmiştir:

    "Önceki peygamberlerden hiçbirisine verilmeyen beş şey bana verildi: ... Benden önceki peygamberler sadece kendi kavimlerine gönderildikleri halde, ben bütün insanlığa gönderildim... "12Ç

    "Canım kudret elinde olan Allah'a yemin olsun ki, Yahudi olsun Hıristiyan olsun şu topluluktan beni işitip de gönderildiğim şeye inanmayan kimse cehennemliktir. "[44]

    3-           " Canım kudret elinde olan Allah'a yemin olsun ki, şâyet içinizde Hz.
    Musa zuhur etse, siz de beni bırakıp ona tabi olsanız, dalalete düşmüş
    olursunuz... "
    [45]

    129            Sahih-i Buhârî, III, 332.

     

    Hz. Muhammed'in son peygamber oluşu da onun risaletinin ve getirdiği ahkâmın evrensel olduğuna delildir.    Şöyle ki, semavî dinler, Hz. Adem'den başlayarak devam eden bir peygamberler silsilesini haber vermektedir. Bu bakımdan Allah'ın elçiler göndermesi, -aksine bir beyanı olmadıkça- devam eden bir sünnetidir. Allah, Kur'an hariç hiçbir semavî kitapta bu sürecin sona erdiğini bildirmemiştir.132 Buna ilaveten, önceki peygamberler kendinden sonra gelecek peygamberi bir şekilde haber vermişlerdir:

  • "İşte habercimi gönderiyorum. Önümde yolu hazırlayacak. Aradığınız Rab ansızın tapınağına gelecek; görmeyi özlediğiniz antlaşma habercisi gelecek diyor her şeye egemen rab."[46]

    "Rabbin büyük ve korkunç günü gelmeden önce size Peygamber İlyası göndereceğim "[47]

    "Babadan size göndereceğim yardımcı, yani babadan çıkan gerçeğin ruhu geldiği zaman, O, bana tanıklık edecek, siz de tanıklık edeceksiniz. Çünkü başlangıçtan beri benimle birliktesiniz"[48]

     

    Hz. Muhammed'in peygamberliğinin evrensel olduğunu gösteren diğer bir naklî delil ise daha önce başka bir vesile ile belirttiğimiz gibi, Ehl-i Kitabın Kur'an'a uymakla zorunlu olduklarını bildiren ayetlerdir. Kur'an, bu durumu birçok vesile ile dile getirir ve onların ancak bu yolla kurtuluşa erebileceklerini bildirir. Yahudi ve Hıristiyanların Tevrat ve İncil'de ismini ve sıfatlarını yazılı bulacakları ümmî bir nebî olan Hz. Peygambere tabi olmaları gerektiği belirtilirken Allah Resûlü'nün (s.a.v) bazı temel özelliklerine de vurgu yapılmış; onun iyiliği emrettiğine, kötülüğü yasakladığına, temiz şeyleri helal, pis şeyleri de haram kıldığına; böylece Ehl-i Kitabın sırtından ağır bir yükü kaldırdığına işaret edilmiş ve kurtuluşa erenlerin Hz. Peygamberle birlikte ona indirilen nura tâbî olanlar olduğu belirtilmiştir.[49]

     

  • 132 Bkz. Ahzâb 33/40.

    133



  •  

    Hz. Muhammed'in vefatından günümüze kadar kayda değer hiçbir peygamberin zuhur etmemesi onun son peygamber oluşunu ve aynı zamanda mesajının evrensel olduğunu tasdik eden sosyolojik bir delildir. Zaman zaman peygamberlik iddiasında bulunanların ortaya çıkması bu gerçeği değiştirmez. Zira  gerek İslam dünyasında, gerekse gayri müslimler arasında peygamberlik iddia edenlerin hiçbiri iddialarını kanıtlayamamış ve ciddiye alınmamıştır. [50]

    Hz. Peygamberin uygulamalarından çıkarılan deliller de onun risaletinin evrensel olduğunu desteklemektedir. Bunların en önemlisi Hz. Peygamberin çevre bölgelerdeki yöneticilere, Bizans ve İran devlet başkanlarına elçiler göndermesi, onları İslâm'a davet etmesidir.[51] İddia edildiği üzere İslâm sadece Araplara mahsus bir din olsaydı, Hz. Peygamberin Bizans ve İran krallarını, dolayısıyla onların halklarını İslâm'a davet etmesine gerek kalmazdı. Aslında Hz. Peygamberin bu uygulaması İslâm'ın evrenselliğini göstermesi bakımından tek başına yeterli olacak tarihi bir delildir. Diğer taraftan daha once değindiğiimiz gibi Hz. Peygamber, hem putperestlere, hem de Yahudi ve Hıristiyanlara tebliğde bulunmuş; onlarla mücadele etmiştir. Yahudi, Hıristiyan ve Arap olmayan diğer kavimlerin, henüz Hz. Peygamber hayatta iken İslam'a girmeleri, onun peygamberliğinin cihanşümul olduğuna delildir. Mekke ve Medine dönemlerinde İslâm'a giren birçok Yahudi ve Hıristiyanın varlığını bilmekteyiz. [52]

    Bütün bu değerlendirmelerden sonra "Kur'an ve sünnetin delaletiyle kendisine İslam daveti ulaşan herkesin, hangi dine mensup olursa olsun Hz. Peygamber'e (s.a.v.) iman etmeden Cennet'e girmesi mümkün değildir." şeklinde ifade edilen tezin doğru ve tutarlı olduğu ortaya çıkmaktadır. Ancak son Peygamber'e, kabul edilebilir bir mazeret sebebiyle iman edememiş olanların, başka bir bakış açısıyla mümin sayılıp cennete girebileceğini düşünen İslam bilginleri mevcuttur. Bu bilginlerin başında gelen İmam Gazali bu hususta şöyle demektedir : "Derim ki, Allah'ın rahmeti eski ümmetlerden birçoğunu da kapsar. Hatta ben, zamanımızdaki Rum ve Türk asıllı Hıristiyanların çoğunun yani Rum ve Türk ülkelerinin uzak bölgelerinde bulunup kendilerine davet ulaşmamış olanların da inşallah rahmetten nasiplerini alacaklarını söylüyorum. Bunlar (Ehl-i kitap) genellikle üç sınıftır: İlk sınıfa Muhammed ismi hiç ulaşmamıştır; bunlar mazurdurlar. İkinci kesim, onun ismi, nitelikleri ve mucizelerinin ulaştığı, İslâm ülkelerine komşu yörelerde veya müslümanlarla iç içe yaşayan zümrelerdir. Bunlarkafir ve mülhiddirler. Üçüncü kesim ise bu ikisi arasında bir durumda bulunanlar, yani Muhammed ismini duymuş olmakla birlikte özellikleri hakkında doğru bilgi edinememiş; aksine çocukluğundan itibaren, "Muhammed isimli yalancı ve sahtekar birinin, peygamber olduğunu iddia ettiği " şeklinde yanlış bilgilere sahip olarak yetişmiş kimselerdir. Bana göre bunların durumları da ilk sınıfa girenlerin durumu gibidir."[53]

    Kanaatimizce İmam Gazali'nin yukarıdaki sözlerinin son cümleleri, İslam'ın rahmet ve hoşgörülü oluşuna uygun doğru tespitlerdir. Günümüzde İslam dini, onun Peygamberi ve tabileri hakkında yürütülen küresel çaptaki son derece yoğun menfi propaganda, gerçekten pek çok kişiye davetin doğru bir şekilde ulaşmasını engellemektedir. Dolayısıyla bu insanlarla, kendilerine herhangi bir peygamberin tebliği ulaşmadığı için "fetret ehli" diye adlandırılan ve teklifle mükellef olmadıkları ifade edilen kimseler arasında bir fark kalmamaktadır.

    İmam Gazalî'nin bu görüşü de dikkate alındığında Kitap ehli, genel olarak iki kategoride mütalaa edilebilir:

    1-Herhangi bir sebepten dolayı İslam ve Peygamberi hakkında hiçbir şey duymamış olanlar ya da çok olumsuz tavsifler duydukları için gerçeği araştırmaya gerek görmeyenler.

    2-Bunların dışında kalanlar.

    Kanaatimizce bu iki kategoriden birincisine dahil olanlar, Hz. Muhammed'e iman şartı aranmandan Cennet'e girebilirler. İkinci kategoride yer alanların ise Cennet'e girebilmeleri için Hz. Muhammed'e inanmaları şarttır. Günümüzdeki şartlar göz önüne alındığı takdirde Kitap ehlinin çok büyük bir kısmının ilk grupta yer aldığı aşikârdır.



  • 79 Taberi, a.g.e, VIII, 225.

  • [2] Zemahşeri, Ebu'l-Kasım Mahmud İbn Ömer, Keşşaf, http://www.altafsir.com/Tafasir.asp?tMadh ÎNo=1&tTafsirNo=2&tSoraNo=2&tAyahNo=62&tDisplay=yes&UserProfile=0.

  • [3] Fahruddin Er-Râzi, a.g.e, 3/56.

  • [4] Fahruddin Er-Râzi, a.g.e,3/ 57.

  • [5] Beydavi, envaruttenzil ve esraruttevil, http://www.altafsir.org/Tafasir.asp?tMadhNo= 0&tTafsir No=6&tSoraNo=2&tAyahNo=62&tDisplay=yes&UserProfile=0.

  • [6]

    İbn Kesir, Hadislerle Kur'an-ı Kerim Tefsiri, V, 2423.

  • [7] İbn Kesir,a.g.e, II, 364.

  • [8] Hanbel , Ebu Abdullah Ahmed b. Muhammed eş-Şeybani Ahmed, el-Müsned , terceme ve açıklama Rıfat Oral; tahkik ve tahriç Süleyman Sarı, Ensar Yayıncılık, Konya , 2003. IV. 396.

  • Konyalı Mehmed Vehbi, Hülâsatu'l-Beyan fî Tefsiri 'l-Kur 'an, İstanbul t.y. I, 143.

  • Bkz. Konyalı Mehmed Vehbi, III, 1276-1277.

  • [11] Yazır, Elmalılı Hamdi, Hak Dini Kur'an Dili, Azim Yay. İst.1994, III, 286.

  • [12] vr;™ a n

  • [13] Yazır, a.g.e, III, 105.

  • Bilmen, Ömer Nasuhi, Kur 'an-ı Kerim 'in Türkçe Meali Alisi ve Tefsiri, İstanbul t.y. I, 62.

  • [15] Al-i İmran 3/19.

  • [16] Bkz. Bilmen, II, 799-800.

  • [17] Bakara 2/285.

  • [18] Seyyid Kutub, Fizilali'l-Kuran, çev: Bekir Karlığa- M. Emin Saraç, Hikmet yayınları, İstanbul, bty, II, 201.

  • [19] Örnek olarak bkz. Bakara 2/91; Al-i İmran 3/93, 183; Maide 5/43.

  • [20]

    Karaman, Hayrettin - Çağrıcı, Mustafa - Dönmez , İbrahim Kafi - Gümüş, Sadrettin, Kur 'an Yolu Türkçe Meal Tefsir, Diyanet Yay. Ankara, 2003, I, 68.

  • [21] Bakara, 2/136.

  • [22] Karaman,a.g.e, I, 134.

  • [23] Karaman, a.g.e, I, 136-137.

  • Yıldırım, Celal, İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri, Anadolu Yayınları, İst. I, 212.

  • Yıldırım, a.g.e, IV, 746.

  • [26] Yıldırım, a.g.e, III, 1524.

  • [27]Zuhaylî, Vehbe, Tefsiru'l- Münir, Bilimevi, çev. Hamdi Arslan - Ahmet Efe- Beşir Eryarsoy- H. İbrahim Kutluay- Ebubekir Sifil- Nurettin Yıldız, İst. 2003, III, 527.

  • Nisa 4/150-152.

  • Zuhayli, a.g.e, III, 304-305.

  • [30] Derveze, İzzet, et-Tefsiru'l-Hadis, trc. Ekrem Demir, Ekin Yayınları, İst., 1997, V, 77.

  • [31] Örnek olarak bkz. Bakara 2/90, 146, 213; Al-i İmran 3/19; Şurâ 42/14; Câsiye 45/17.

  • [32]

  • [33]

    Sahih-i- Müslim, Kitabu'l-İman, II, 153.

  • [34] Sahih-i- Buhari, Kitabu'l-İman, I, 134.

  • [35] Sahih-i- Müslim, Kitabu'l-İman, II, 155.

  • Bakara 2/ 40.

  • [37] Sahih-i Buharî, III, 432.

  • [38] Razi, Tefsiru'l-Kebir, V, 383.

  • [39] A'raf 7/158.

  • [40] Enbiya 21/107.

  • [41] Sebe 34/ 28.

  • [42] Enam 6/19.

  • [43] Sebe 34/ 28.

  • [44] Sahih-i Müslim, IV, 432.

  • [45] Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 471; IV, 276.

  • Tevrat, Müjde Yayınları, İstanbul 1994, Malaki III, 1.

  • [47] Malaki, IV, 5.

  • [48] Yuhanna, XV, 26, 27.

  • [49] Örnek olarak bkz. Bakara 2/41, 137; Al-i İmran 3/20, 110; Nisa 4/47, 171; Maide 5/65; A'raf 7/ 157-158.

  • [50] Yurdagür , Metin, "Hatm-i Nübüvvet", DİA, İst. 1994, XVI, 477-478.

  • [51] Hamidullah, Muhammed, İslam Peygamberi ,Çev: Salih Tuğ, İrfan Yay., İstanbul, 1995, I, 313.

  • [52] Keskioğlu, Osman- Berki, Ali Himmet, Hatemul Enbiya, D.İ.B. Yay.Ankara, 1991, s.328.

  • Karaman, Kur 'an Yolu, I, 67.

     

    Bu Makale nin Aslı Mustafa Delebenin   Cumhuriyet Dönemi Müfessirlerine Göre Ehli Kitabın Ahiretteki Durumu  adlı tezinden alınmıştır


  • Bu Makaleye Ait Eleştiri Makaleleri
    # Makaleler Adı
    Kullanıcı Yorumları

    ! Yorum yazabilmeniz için üye olmalısınız.
    Üyelik için lütfen sayfanın üst kısmında yer alan"Üye Giriş | üye ol" linkine tıklayınız.

    Kayıt Ekleyen / Eklenme Tarihi
    Muhammed Ender / 11.3.2012



    Eski Eserler


    Eski Eserler Kütüphanesine Hoşgeldiniz!

    Hesap İşlemleri

    Üye değil misiniz? Üye olun!

    Eski Eserlere üye olarak, kütüphanenimiz ve eserlerimiz hakkında paylaşımlardan hesabınız üzerinden faydalabilirsiniz...