Eğitim Kurumu   ( 2141 )   Kitaplarda   ( 1659 )   Yazarlarda   ( 4831 )  
Dergilerde   ( 786 )   Kütüphanelerde   ( 151 )   Şehirlerde   ( 182 )  
Makalelerde   ( 2196 )   Multi Media   ( 323 )   Fetvalar   ( 894 )  
Hit
9129104
Üye 1490
Online Üye 0

Bir Harika Çocuk

 Kitap Detayı Kitap No : K-  
Yazar Adı İlim Dalı Konusu Dili
Bülent Aksoy Yazar Hakkında Türkçe
Özelliği Tercüme Eden
 
       
Makale No: 1872 Hit : 5805 Hata Bildirimi Tavsiye Et
Tanıtılan Yazarın Bilgileri
Yazar Adı Kani Karaca
 
   Makale Yazarına ait Kitaplar E-Kitaplar Makaleler Hakkındaki Makaleler    

Yazara ait kitaplar
# Kitap Adı
1 Geçmişin Musıki Mirasına Bakışlar

Yazara ait e-kitaplar
# Kitap Adı

Yazara ait makaleler
# Makaleler Adı
1 Osmanlı Musikisinin Gerçek Tarihi Yeni Yüzyılda Yazılacak
2 Osmanlı Geleneğinde Dini Musiki Üstüne Birkaç Not
3 Osmanlı Dünyasında Dini Musiki Dindışı Musiki Uzlaşması
4 Bir Harika Çocuk

Yazar Hakkındaki Tanıtım Makaleleri
# Makaleler Adı

Özeti
open women who cheated how many guys cheat
treatment of aids history of aids aids pictures
what are aids symptoms hiv early symptoms new hiv treatment
cialis coupon cialis coupon cialis coupon
lisinopril lisinopril lisinopril
sumatriptan succinate http://sumatriptannow.com/succinate sumatriptan succinate
bystolic coupon 2013 bystolic add on copay card bystolic generic alternative
drug coupon cialis trial coupon

Yayın Bilgileri
Yayınlandığı Kaynaklar
Yayınlandığı Tarih
Yayınlandığı Dergi
Sanal Dergi
Makalenin Linki http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=r2&haberno=3520

Makale Metni   [Yazdır/Print]

Bir Harika Çocuk

 

Kâni Karaca, Kur'an Okurken 500 Yıllık Osmanlı-Türk Musikisi Birikimini Seferber Ederdi

Radikal gazetesinin 30 Mayıs 2004 Cumartesi günkü sayısı Kâni Karaca'nın ölüm haberini "Hafızların Pîri Artık Yok" üstbaşlığıyla veriyordu. Hafızların pîri... Ne kadar doğru, yerinde bir nitelendirmeydi bu! O, bütün hafızların, bütün bir dinî musıkinin pîriydi gerçekten. Bir daha öyle bir hafız yetişir mi bu ülkede, bilemem, ama "yetişir" diyebilmek çok, çok zor. Bıraktığı icra örneklerine bakınca insanın gözleri kamaşır. Mevlidden kasideye, mevlevî ayininden duraklara, tevşihlere, ilahilere kadar dinî musıkinin hemen hemen bütün beste şekillerinin örnek alınacak derecede mükemmel icralarını ortaya koydu. Ama Kâni Karaca sadece bir hafız ve mevlidhan değildi. Mükemmel bir musıkici, eşsiz bir ses sanatçısıydı. Dindışı musıkinin de çok üstün bir yorumcusuydu. Makam ve usûl bilgileri imrenilecek bir seviyedeydi. Kudüm ve ud çalardı. Konservatuvarda yıllarca kudüm ve usûl öğretmeni olarak ders verdi. Onun bir musıkici olarak o kadar çok üstün meziyeti var ki, bunları bir çırpıda art arda sıralamak hiç de zor değil. Ama dinî musıkideki yeri bence en ön sırada tutulması gereken yönü.
Dinî musıki derken, ilkin Kur'an okuyuşunu düşünüyorum. Kur'an'ı hıfz eden herkes Kur'an okuyabilir; Kur'an okumayı sanat seviyesine çıkarmış hafızlardan ders almadan da sûreleri seslendirmeyi, tecvidin belli başlı kurallarını öğrenebilir. Onu dinleyenler kutsal bir metni dinlemiş olurlar sadece. Sesi güzel olanlar, yetenekleri ve musıki bilgileri ölçüsünde bu seviyenin üstüne çıkarak metni musıkiye yaklaştırmaya çalışırlar. Ama o kutsal metni doğrudan doğruya musıki haline getirmek ancak Kâni Karaca gibi çok üstün yetenekli hafızların, "hafız sanatçıların" işidir.

 

Müslüman Ya Da Gayrimüslim
Bütün İslam dünyasında Kur'an okumada en yaygın üslup Mısır Arap üslubudur. Ama bu üslup Türklerin kulak zevkine uygun düşmez. Türkiye'de de pek çok hafız bu üslupta Kur'an okur. Ama Kahire üslubu dışında bir de, Türklere özgü, "İstanbul üslubu" denmesi gereken bir Kur'an okuma üslubu vardır. Kutsal metni bu şekilde okuyabilmek için her şeyden önce Türk musıki sanatını iyi bilmek ve iyi uygulamak gerekir. Türk musıkisinin perde ve aralıklarını, makamlarının inceliklerini, hangi ayetlerde hangi makamların ve geçkilerin uygun düşeceğini bilmek gerekir. Ama Kâni Karaca bu seviyeyi de aşar. O, bütün bir Osmanlı-Türk musıkisi geleneğinin beş yüz yıllık birikimini seferber eder. Her sûrede Türk musıkisinin ayrı bir zenginliği dile, sese sadaya gelir. Sıradan bir hafızla Karaca arasındaki fark, dili birkaç yüz kelimelik kısır bir söz dağarcığı içinde kullanan bir kimse ile dilin bütün bir tarihî geçmişini, bütün inceliklerini, bütün esnekliklerini bilen bir büyük şairin sözü kanatlandıran sanatlı, mecazlı, oyunlu dili kadar büyüktür. Kur'an gibi gene doğaçlama olarak okunan mevlidde de durum aynıdır. Dinî inancınız olsun olmasın, ister Müslüman olun ister gayrimüslim, Kâni Karaca'dan dinlenen Kur'an ve mevlid bu metinlerin okunma vesilesini adeta unutturur; ibadeti, ayini, töreni bir musıki ziyafetine çevirir.
Makamları o kadar iyi bilir ki, bir makamdan bambaşka, olmayacak bir makama en tabiî biçimde geçer. Doğaçlamalarında "meyan" içinde öyle yeni meyanlar açar ki, sözü beklenmedik yerlere götürür. Makam geçkilerinde bu kadar incelmiş bir musıkici olabilmek ancak çok üstün yetenekli insanların işidir. Karaca'nın doğaçlama olarak okuduğu şey saz eşliği gerektiren bir "gazel" ise, gazele "cevap" verecek olan sazendenin işi zordur; işini çok iyi bilen bir sazendeyi bile yanıltabilecek makam geçkilerine, şedlere başvurabilir Karaca. Perdelere bu kadar hakim bir hanendeye sazla eşlik etmek kolay iş değildir.
Karaca "cami musıkisi" dışında, dinî musıkinin öteki kolu olan tekke musıkisinin de Cumhuriyet dönemindeki en ünlü icracısıdır. Her birinin icrası 40-50 dakika süren o muazzam Mevlevî ayinlerini ezbere bilirdi. Her Mevlevî ayininden önce okunması üç yüz yıldır bir gelenek haline gelen, Itrî'nin "Naat-ı Mevlana"sını bütün Türkiye, tam 50 yıl onun yorumundan dinledi. O kadar ki, başka hafızlar Naat'ı okumaktan kaçındılar. Bir eserin, hem de çok ünlü bir eserin 50 yıl bir icracıyla özdeşleşmesi musıkide nadiren görülebilecek bir olgudur herhalde.

 

Dindışı Musiki
Karaca dindışı musıkinin de büyük bir icracısıydı. Bu alandaki en önemli icraları 1950'li yılların sonlarıyla 1960'larda İstanbul radyosunda çok değerli sazendeler eşliğinde, vech-i arazbar, dilkeşîde, sultanî-ırak, rahatü'lervah, nişâbur, şevk-u tarâb gibi nadide makamlardan okuduğu klasik fasıllardır. Kendi ifadesine göre en az 60 fasıl okudu. Okuduğu eserler o güne kadar radyolarda, konserlerde hiç okunmamıştı. Hepsi ilk icradır. Hepsi de Türk musıkisi dağarının çok seçkin, icrası zor örnekleridir. O fasıllardaki eserler (birkaçı dışında) Karaca'nın programlarından sonra da okunmadı.
Kâni Karaca'nın son derece hassas bir kulağı vardı elbette. Ama onu tanımayanlar bu hassasiyetin derecesini tasavvur edemezler. İki aylıkken gözlerini kaybettiği için okuyacağı eserleri hafızasına yazmak zorundaydı Karaca. Ama nasıl bir hafızaydı bu! Herhangi bir eseri iki defa, evet sadece iki defa dinlemesi yeterdi ezberlemesine. İstanbul musevî dinî musıkisinin üstadı, Şişli sinagogunun hocası David Behar'dan dinlediğim bir anıyı burada anmak isterim. David Behar yıllar önce İbranice güfteli iki sinagog ilahisi meşketmişti Karaca'ya. Kâni Karaca her zaman olduğu gibi, bu eserleri iki defa dinledikten sonra, İbranice güfteleriyle birlikte hemen ezberlemiş, hattâ bir dost meclisinde banda okumuştu (bu bant meraklıların koleksiyonlarındadır). David Behar "Baktım ki, adam teyp gibi, ne verirsen hemen kapıyor," demişti, "Meşke devam edersem, kimsenin bilmediği, benim notaya aldığım bu koleksiyondaki eserlerin hepsi uçup gidecek. Meşki derhal kestim. Yoksa elimdeki hazine bir anda tükenecek!" Böyle bir yeteneğe "harika çocuk" denmez de, ne denir?
Karaca'nın bir özelliğini çok az sayıda musıkicide görebilirsiniz. Osmanlı geleneğinde dinî musıki ile dindışı musıki ayrılmazdı. Türk dinî musıkisinin bestecileri aynı zamanda dindışı eserlerin de bestecileridir. Sadece dinî eser vermiş, dindışı musıkiye hiç el atmamış besteci bulmak zordur Osmanlı geleneğinde. Musıki öğretiminde de dinî-dindışı musıki birbirinden ayrılmazdı. Bu anlayışın en önemli temsilcisi tekkelerdi geçmişte. Ama tekkelerin kapanmasından sonra iki musıki türü arasında büyük bir kopukluk oldu. Bu yüzden Cumhuriyet döneminin çok iyi musıkicileri bile ister istemez dindışı musıki bilgileriyle yetişti. Bu durumun pek az istisnası vardır. Karaca her iki musikide de eriştiği çok üstün seviye ile bu istisnaların herhalde en dikkate değeridir. Başkalarıyla karşılaştırılması bu bakımdan zordur. Sadece dinî musıki çerçevesinde bile Karaca'yla karşılaştırılabilecek birini bulmak kolay değildir. Geçmişin usta hafızlarının kimisi Kur'an, kimisi mevlid okumakta ustaydı; naat, durak gibi eserleri hepsi okuyamaz; kimisinin gazel okuyuşu da "tevcide kaçtığı" gerekçesiyle beğenilmezdi. Kâni Karaca'da bunların hiçbirisi söz konusu değildir. O, Münir Nurettin Selçuk'tan sonra yetişen büyük icracılar arasında müstesna bir yerdedir. Kâni Karaca son elli yılın Türk musıkisinde bir hadise, bir fenomendir...


Bu Makaleye Ait Eleştiri Makaleleri
# Makaleler Adı
Kullanıcı Yorumları

! Yorum yazabilmeniz için üye olmalısınız.
Üyelik için lütfen sayfanın üst kısmında yer alan"Üye Giriş | üye ol" linkine tıklayınız.

Kayıt Ekleyen / Eklenme Tarihi
Nurgül Çepni / 27.1.2010



Eski Eserler


Eski Eserler Kütüphanesine Hoşgeldiniz!

Hesap İşlemleri

Üye değil misiniz? Üye olun!

Eski Eserlere üye olarak, kütüphanenimiz ve eserlerimiz hakkında paylaşımlardan hesabınız üzerinden faydalabilirsiniz...