Eğitim Kurumu   ( 2141 )   Kitaplarda   ( 1659 )   Yazarlarda   ( 4831 )  
Dergilerde   ( 786 )   Kütüphanelerde   ( 151 )   Şehirlerde   ( 182 )  
Makalelerde   ( 2196 )   Multi Media   ( 323 )   Fetvalar   ( 894 )  
Hit
9129104
Üye 1490
Online Üye 0

Bir Hayal Gerçekleşiyor mu?-1

 Kitap Detayı Kitap No : K-  
Yazar Adı İlim Dalı Konusu Dili
Mustafa Kök Yazar Hakkında Türkçe
Özelliği Tercüme Eden
 
       
Makale No: 1635 Hit : 7771 Hata Bildirimi Tavsiye Et
Tanıtılan Yazarın Bilgileri
Yazar Adı Mükrimin Halil Yinanç
 
   Makale Yazarına ait Kitaplar E-Kitaplar Makaleler Hakkındaki Makaleler    

Yazara ait kitaplar
# Kitap Adı

Yazara ait e-kitaplar
# Kitap Adı

Yazara ait makaleler
# Makaleler Adı
1 Zahid Aksu Hoca İle Osmanlı Hukuk Sistemi ve İdare Şekli Üzerine Bir Mülakat
2 Prof. Dr. Zahid Aksunun Ardından
3 İnsan Hürriyeti İslam ve Çalışma Üzerine Bir Deneme
4 Bir Hayal Gerçekleşiyor mu?-1

Yazar Hakkındaki Tanıtım Makaleleri
# Makaleler Adı

Özeti
women cheat on their husbands husband cheated unfaithful wife
married men affairs i cheated on husband my boyfriend cheated on me with a guy
abortion methods terminating pregnancy at 20 weeks articles on abortion
bystolic coupon 2013 bystolic coupon 2014 bystolic coupon 2014
progesterone progesterone progesterone
sumatriptan injection sumatriptan injection sumatriptan injection
bystolic coupon 2013 forest patient assistance bystolic generic alternative

Yayın Bilgileri
Yayınlandığı Kaynaklar www.elbistaninsesi.com
Yayınlandığı Tarih 09 Haziran 2009
Yayınlandığı Dergi
Sanal Dergi
Makalenin Linki

Makale Metni   [Yazdır/Print]

Bir Hayal Gerçekleşiyor mu?-1

 

MÜKRİMİN HALİL YİNANÇ"IN KÜTÜPHANESİ MARAŞ"TA ve BÜTÜN ESERLERİ YAYIMLANIYOR

 

“Moğol istilâsında Semerkand, Buhara, Merv, Belh, Tirmiz, Nesa,

Serahs, Herat, Tus, Nişabur, Rey, Eski Tahran, Meraga, Bilkan, Gazne…

Bu taraflarda Bağdat, Vâsıt, Erbil, Musul ve Harran Şehirlerinin kökü

kazınmış ve bütün kitaplar mahvolmuştur. İstanbul yangınları da bizi

Mahvetmiş. Bugün bütün bunlardan arta kalan kitaplar yüzde birdir.”

 

M. Halil Yinanç

 

Bir hayal gerçekleşiyor mu? Evet, galiba gerçekleşiyor? “Galiba” diyoruz, çünkü bir kütüphanenin bağış naklinin “henüz ilk adımı” atıldı. Evvelsi ay (21 Nisan 2009 günü) Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi"nde (KSÜ) yapılan bir törenle Üniversitenin Merkez Kütüphanesi bünyesinde ayrı bir bölüm hâlinde bir de “Ord. Prof. Mükrimin Halil Yinanç Kitaplığı” açıldı. Açıldıysa, “henüz ilk adımı” ne demek oluyor, diyeceksiniz. Sayısı tam ifade edilmeyen, ama 8-10 binden aşağı olmadığı tahmin edilen, belki de son zamanların en özgün ve kaliteli özel kütüphanelerinden birisi sayılacak olan bir kütüphanenin yaklaşık 4.000 civarında olan kısmı getirilmiş, gerisi “şarta bağlanmış”sa, o yüzden bunu “henüz ilk adım” saymamız gerekir. Peki, tamamının getirilmesi şartı nedir? Yazı okununca anlaşılacak. Ve Mükrimin Halil Yinanç"ın eserleri de yayımlanmaya başladı. Dileyelim tamamlansın!... Şimdi geçelim olayın top yekûn hikâyesine; önce bağış, sonra yayın meselesine…

 

Cumhuriyet"in ilk dönem en başta gelen tarihçilerinden biri olan ve “Millî tarihimizin adı ne olmalıdır?”tartışmalarında bu soruya “Anadolu Türkleri Tarihi veya sadece Anadolu Tarihi” [1] teziyle ayni zamanda“Anadolucu milliyetçilik” anlayışının da bilimsel kurucularından sayılan Ord. Prof. Mükrimin Halil Yinanç (Elbistan 1900- İstanbul 21 Aralık 1961), bilim adamı olarak önemli kişiliği yanında değerli kütüphanesi ile de meşhurdur.

 

İhtisas alanı itibariyle orta çağ tarihçilerinden birisi olarak İstanbul Üniversitesi"nde çalıştığı sırada 61 yaşında aniden vefat edince, fevkalâde önemli kütüphanesi mânevî çocukları ve yeğenleri Re"fet Yinanç (Elbistan, 1939) ile Taceddin Yinanç (Elbistan, 1947) kardeşlere kalır. Büyük kardeş Re"fet Yinanç, o zaman henüz Ankara"da - Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih Bölümünde - öğrencidir. İstanbul"a varır ve veraset ilâmı sayesinde o dev kütüphaneyi “tereke”den teslim alır. Re"fet ve Taceddin kardeşler, o günden itibaren ve o yaşta – belki de vüsatini ve ehemmiyetini tam olarak anlayamayacakları – böylesi özel bir kütüphaneyi korumak gibi bir sorumluluk altına girerler. Re"fet Yinanç 1963 yılında Tarih bölümünü bitirince bir müddet, o zamanlar Suudi Kralı"nın özel doktoru da olan dayısı Dr. Ahmet Köksal Bey"in yanına gider, sanırız amacı Türk Tarih Biliminde kaynak dil olarak çok önemli bir yeri olan Arapça"yı öğrenmektir. Bu sırada öylesine zengin bir kütüphanenin muhafaza edilmesi görevi annesi ile kardeşine kalmıştır. (Ankara"da mütevazı şartlarda kalan bir ailenin dev bir kütüphaneyi yıllarca koruma görevinin, manevî sorumluluk yanında, fizikî-maddî gerekleri de bir an düşünülsün.) Yurda döndükten sonra Re"fet Bey, askerlik hizmetinin ardından 1967"de Yurt dışı doktora sınavını kazanır ve Paris, Sorbonne"da 1973"de doktorasını tamamlar (tezi “Dulkadir Beyliği” üzerinedir, TTK Yay. 1988).  Dönüşte 1974"de Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi"nde asistan olarak başlar. 1980"de doçent, 1986"da profesör olur. Bu arada, müşterek varisi bulundukları Kütüphne"nin kardeşine ait olan hissesini de satın almıştır.

 

1986"da Maraş"a – bir 12 Şubat Kurtuluş Sempozyumu"na - gelen Prof. Faruk Sümer Hoca"yla, kendisini dâvet ettiğimiz Dolunay dergisinde sohbet ederken, söz – hemşehrileri de olmamız hasebiyle - Mükrimin Halil Yinanç Hoca"dan açılır. Yaygın kanaat, Mükrimin Halil Hoca"nın önemli bir tarih bilgini olmasına rağmen “fazla eser vermediği”, “müktesebatını esere dönüştüremeden”, “ilmiyle mütenasip eser bırakmadan” vefatının büyük kayıp olduğudur. [2] Hakkında söz açılınca mutad olduğu üzere “Mükrimin Halil Bey"in, ilmiyle mütenasip olarak niçin eser vermediği?” sorusu, bu defa bizzat tarafımızdan sorulur. [3] Faruk Sümer Hoca"nın cevabı, “Kim demiş?.. Ben onun talebesiyim ve gözlerimle gördüm, hacimli eserler halinde her şeyi yazdı. Ama onları yayımlayacak çalışma lâzım. Bu da onun vârislerine düşer; bilhassa hem tarihçi olduğu, hem kütüphânesine de sahip olduğu için mânevî evlâdı Prof. Dr. Re"fet Yinanç"a düşer.” Bu sözleri işitenlerden biri olarak hayretler içinde kalırız. Bu hakikat nasıl bilinmez? Bir yıl sonra da yine Maraş"a Kurtuluş Sempozyumu"na gelen Re"fet Bey"le görüşüp tanışmak nasip olur. Konuyu açıp Sümer Hoca"nın sözlerini iletince, “evet, doğrudur ve ben hazırlık içindeyim, inşallah eserleri yayınlayacağız.” demez mi? Bu sözleri duyunca, sevinç ile gururu birlikte yaşarız. Çünkü “herkes kitap okurken kendisi kütüphane okuduğu” söylenen, ayni zamanda dünyanın nadir zenginlikte bir kütüphanesine sahip olan Mükrimin Halil Yinaç gibi bir âlimin yazmadığı, ilmini yazıya dökmeyip kendisiyle birlikte mezara götürdüğü, sadece “sohbet ehli” olduğu gibi bir “yanlış bilgi”, böylece yıkılacaktır.  Fakat bu “yanlış”ın yıkılması beklentisi hayli gecikir. Ve sonra bir gün bu ailenin büyüklerinden – Elbistan Mükrimin Halil Lisesi"nin de kurucu müdürü – Hocamız Hüsameddin Yinanç rahmetli olunca (28 Mart, 2005), onun anısına tarafımızdan bir yazı yazmak kısmet olur. (Haber Elbistan, 15 ve 16 Nisan 2005 tarihli sayılar.) Orada haliyle söz Yinanç ailesinin ilmine ve hâfıza kudretine, derken Mükrimin Halil Bey"in eserlerinin yayımıyla birlikte kütüphanesine gelir. Bu defa, F. Sümer ve Re"fet Yinanç"la yapılan o eski konuşmaları hatırlatarak şöyle sorular sorarız: “Bu konuşmaların üstünden de (…) şimdi yirmi yıla yakın zaman geçti; acaba söz konusu eserler yayımlanmak üzere midir? Elbistanlı hemşehriler ve tarihçiler câmiası bunlardan ne kadar haberdar? Meraka değer?” Bu yazının ardından ayni gazetede bize cevap mahiyetinde, Re"fet Bey"in – kendisinden habersiz olarak bunları yazdığımız ve bu soruları sorduğumuz için - fevkalâde sitemkâr yazısı yayımlanır. Bu cevapta, önce Mükrimin Halil Kütüphanesinin – yukarda bir nebze naklettiğimiz – âkıbetinden bahsedilmekte, nihayetinde kendisi tarafından Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi"ne –Mükrimin Halil Bey"in adının verilmesi kaydıyla – bağışlandığı anlatılmaktadır. Sonra da çalışmalarının bir kısmının yayımlanabilir nitelikte, diğer bir kısmının da (Türkçe"yle birlikte, Arapça, Farsça ve Fransızca) alınmış “notlar” halinde olduğu, onların yayımlanması için Türk Tarih Kurumu"na bir proje sunulduğu ve bu konudaki cevabın beklendiği zikredilmektedir. Böylece gerek kütüphane, gerekse eserlerin yayımlanması konusunda yeniden ümitleniriz. Ne var ki, Fakültemizdeki bir brifing sırasında KSÜ. Rektörü Sayın Nafi Baytorun"a (gündem harici) bu konuyu sorduğumuzda,  “Kütüphane"ye isim verme meselesinin şimdilik mümkün olmadığı” cevabıyla, durumun henüz belirsiz olduğunu anlamış olur ve tekrar ümitsizliğe kapılırız. (Oysa Üniversite Merkez Kütüphaneleri bünyesinde, başka isimler altında ilâve kütüphane örnekleri bulunmaktadır – en seçkin ikisi, Atatürk Üniversitesi"ndeki “Özege” ve “Fındıkoğlu” Kütüphaneleridir.) Bu noktada, bir telefon görüşmesinden anladığımıza göre Re"fet Bey de bağış fikrinden vazgeçmiş gibidir. Ama iş henüz tamamiyle bitmiş sayılmaz; bir müddet sonra, Re"fet Bey KSÜ"nün hazırladığı bir sempozyuma katılır ve o sırada Tarih Bölümü Hocalarının konuyu yeniden gündeme getirmesiyle beraber Rektör Bey ile aralarında bir anda mutabakat sağlanır. Tekrar ümitleniriz. İşte asıl bu noktadan sonra ciddi hazırlıklar başlar. [4] Nihayet ilk sonuç alınır ve ilk nakil sağlanır. Böylece beklenen gün gelir, KSÜ. tarafından 21 Nisan 2009 gününe açılış programı ilân edilir.

 

Bu süreci niçin bu kadar uzun anlattığımı, hatta buna ne gerek olduğunu sorabilirsiniz. Haklısınız… Fakat maksadım, bu memleketin çocuğu olan ünlü bir tarihçinin, bu derce seçkin kütüphanesinin öncelikle kendi şehrinin üniversitesine lâyık olduğu ve mirasçıları da onu buraya bağış yaptığı hâlde,  nasıl bir “süreç”ten geçerek geldiğini anlatmaktır. Bütün bu sürece birebir şâhit olduğum için nakletmek ihtiyacını duydum; bu sonucu benim gibi bekleyen ve arzu eden herkes bunun kıymetini de bilsin, diye… Çünkü Prof. Re"fet Yinanç Bey, vârisi olduğu bu uluslar-arası çapta ve önemdeki Mükrimin Halil Yinanç Kütüphanesini istediği herhangi bir yere bağış yapabilir, hatta yüksek bedellerle satabilirdi. Bu yer, Yurt içinde olabildiği gibi yurt dışındaki bir ünlü üniversite de olabilirdi. Ama (4) numaralı dipnotta anılan haberde olduğu üzere Re"fet Bey, “bu kitapları başka bir memleketin üniversitesine bağışlamam düşünülemezdi” demektedir. Bu kadirşinaslığın kıymetini üniversite olarak KSÜ, şehir olarak da Kahramanmaraş muhakkak bilecektir.

 

Gelelim açılış törenine:

Güzel bir 21 Nisan sabahı değerli şair ağabeyimiz Bahaeddin Karakoç Bey ve diğer şair dostumuz Yâsin Mortaş"la birlikte tören mahalli olan KSÜ. Afşar Kampüsü"ne vardık. Gördük ki, kütüphane dış cephe alınlığına, “MERKEZ KÜTÜPHANESİ” isminin hemen altına, ilâveten “ORD. PROF. MÜKRİMİN HALİL YİNANÇ KİTAPLIĞI” adı yazılmış. Salon girişi yanındaki levhaya da merhum Mükrimin Halil Bey"in hayat hikâyesi kaydedilmiş. Bir salon tamamiyle Mükrimin Halil Kütüphanesine ayrılmış. İlâve edelim ki, bu kütüphanede “TTK. Tarih Koleksiyonu” da tekmil bulunmaktadır. [5] Törene, başta Profesör Dr. Re"fet Yinanç ve ailesi olmak üzere, Kültür Bakanı Ertuğrul Günay, TTK. Başkanı Prof. Dr. Ali Birinci ve kalabalık bir dâvetli topluluğu katıldı. [6] “Ord. Prof. Dr. Mükrimin Halil Yinaç Kitaplığı”nın resmi açılışı yapıldıktan ve nadide eserlerin sıralandığı iç salon ziyaret edildikten sonra TÜRKSOY"un Resim Sergisi gezildi. (Ünlü reprodüksiyonlardan oluşan bu sergideki eserlerin de bu vesileyle KSÜ"ye bağışlandığını öğrendik ki, yine büyük bir şans! TÜRKSOY"un Başkanı Doç. Dr. Fırat Purtaş"a hepimiz teşekkür borçluyuz.)  Ardından esas toplantıya geçildi. Prof. Re"fet Yinanç, sine-vizyon eşliğinde yaptığı konuşmada Mükrimin Halil Bey"in hayatından, ilminden ve kişiliğinden bahsetti, bu büyük kütüphanenin özelliklerinden söz etti, burasını niçin tercih ettiğini açıkladı. Ayrıca hiçbir kütüphane sahibinin kitaplarının sayısını tam olarak vermeyeceğini, kendisinin de bunu bildirmeyeceğini ekledi. Ve konuşmasını önemli bir uyarıyla bitirdi: “Kitapların sadece bir kısmını gönderdim, çünkü “Barkot sistemi”, yani çağdaş güvenlik tedbiri olmayan üniversite kütüphaneleri çok değerli kitapları heder etmektedirler; bu güvenlik sistemine geçilince nakil tamamlanacaktır.” [7] Rektör Prof. Dr. Nafi Baytorun ise yaptığı konuşmasında, böylesine bir kütüphaneyi kendi üniversitelerine bağışlamalarından dolayı Re"fet Bey"e teşekkür ettikten sonra, bununla beraber ne büyük sorumluluk altına girdiklerinin farkında olduklarını, ama arkadaşlarıyla birlikte bunun altından kalkacaklarını söyledi. Barkot sistemi için harekete geçtiklerini, ilâve 40-50 bin dolara ihtiyaçları olduğunu belirttikten sonra ayrıca sayın Bakan"dan da bu konuda destek beklediklerini kaydetti. Kürsüye gelen Bakan Ertuğrul Günay, İstanbul Üniversitesinde okumuş bir insan olarak Mükrimin Halil Bey"in vefatından sonra bile olsa ayni mekânları paylaşmış olmaktan gurur duyduğunu, efsanevî kişiliğini bilmekten dolayı onu hürmetle andığını, kendilerine düşen bir hizmet olursa bunu da memnuniyetle yapmaya çalışacaklarını samimi bir üslupla anlattı. (Konuşmasında verdiği bilgilerden ve naklettiği fıkralardan, merhum Mükrimin Halil Bey hakkında hayli bilgiye sahip olduğu anlaşılıyordu. Hatta Üniversite"de Selçuklu Tarihi dersleri okutulmasının Mükrimin Halil Bey"le başladığı bilgisini de o verdi.)

 

Ve nihayet, “Ord. Prof. Mükrimin Halil Yinanç'ın Tarihi Kişiliği” hakkındaki panele geçildi. Paneli Mükrimin Halil Bey"in ikinci koldan gelen akrabalarından ve ayni zamanda İstanbul"daki Elbistanlılar Kültür ve Dayanışma Vakfı Başkanı Prof. Dr. Hilmi Erginöz yönetti. Kendi konuşmasına, başında bulunduğu vakfın geçtiğimiz yıllardaki en önemli faaliyetinin, İ. Ü. nezdinde Mükrimin Halil Yinanç"ı Anma toplantısı tertiplemek olduğunu söyleyerek başladı. Prof. Erginöz"ün verdiği bilgilere göre, Mükrimin Halil Yinanç ailesinin, 350 yıl geriye giden soy kütüğü bilinmektedir. Ankara-Çankırı-Kayseri dolaylarında ilimle meşgul olan ailenin büyüğü Şeyh İsa Efendi, talebelerinin daveti üzerine Elbistan Candargazi zaviyesine misafir olarak gelir, sonra Dulkadir Beyliği"nin merkezi olmuş bu tarihî beldeye yerleşir.  Bir kolu (Hicrî 1117-milâdi 1705"den itibaren) “Halil Efendiler” olarak müfti, kadı ve ulema yetiştirmekte meşhur olur. Şeyh İsa Efendi"nin oğlu müderris İlyas Efendi"nin ayni yıllarda Ashab-ı Kehf"e tayiniyle başlayan ailenin diğer kolu “Yemlihazadeler” namıyla anılır ve o koldan da âlimler-kadılar çıkar. Her iki kol da (“Akat”lar, “Sezer”ler ve diğerleri dâhil) bugün 9-10 göbek geriye uzanmaktadır. Elbistan ve çevresinde muhtelif kollara ayrılarak bugüne gelen soy kütüğünden Halil Efendiler"i şimdi “Yinançlar”la birlikte muhtelif soy adda aileler, Yemlihazadeler"i de “Erginözler”le birlikte yine değişik birkaç soy adda aileler temsil etmektedir. Mükrimin Halil Bey kendi biyografisini, sağlığında ayrıca Prof. Bedii N. Şehsuvaroğlu"na dikte ettirmiştir. Buna göre Mükrimin Halil, Babası Halil Kâmil Efendi"nin, Dersim"in Çarsancak kazasında kadılık yaptığı sırada 1900 yılında dünyaya gelmiştir. Künyesi, “İbrahim Mükrimin b. Halil Kâmil b. Mehmed Sakîp Elbistanî”dir. (Babası, son görev yeri Haçin/Saimbeyli kazası kadısı iken, 1920"de Ermeniler tarafından ailesiyle birlikte katledilmiştir.) İlk tahsilini baba ocağında yapar, 8-9 yaşlarında Kur"an"ı hıfzeder. Elbistan"da Rüştüye"ye devam eder. [8] İdâdiyi muhtelif şehirlerde, son iki yılı Gelenbevî Sultanî"sinde okur. (Şemseddin Günaltay müdürleridir.) 1919"da Darülfünun Edebiyat"ın Tarih Şubesini, 1921"de Mülkiye"yi bitirir. (A. Nihad Tarlan Edebiyat"tan, Hilmi Ziya Mülkiye"den arkadaşıdır.) Önceden gerek evde ve gerekse okulda Arapça ile Farsçayı öğrenmiştir. O sebepten sürekli İslâm Tarihi ile meşgul olur ve mümkün olduğu kadar eski kaynaklara inmek ister. Bu hususta Şerafeddin Yaltkaya ve benzeri âlimlerden aldığı derslerin büyük yararı olur. Hem muallimlik, hem Tarih-i Osmanî Encümeninde kütüphane memurluğu yaparken 1925"de Fransa"ya gönderilir. Görevi, İstanbul Kütüphanelerinde bulunmayan nadir eserleri istinsah (kopya) etmektir. 1927"de yurda döner. [9] Muhtelif liselerde ve Galatasaray"da öğretmenlik yapar. 1933 Üniversite reformunda Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümüne doçent olarak atanır. 1941"de profesör, 1957"de Ortaçağ ord. profesörü olur. (Fakültede ders anlatırken sınıfta aniden rahatsızlanır, iki gün sonra 21 Aralık 1961"de de ebedî âleme göç eder. Cenazesi, İstanbul Merkez Efendi"ye defnedilir.)

 

Prof. Erginöz"den sonra Prof. Re"fet Yinanç, program gereği ikinci defa söz alıp panelde de konuştu. Önce kendisinin de Mülkiye"ye girmek isterken nasıl Dil ve Tarih-Coğrafya"nın Tarih Bölümüne kaydoluşunun mânidar hikâyesini anlattı. Sonra da Mükrimin Halil Bey"in hem hayatı hakkında ilâve bilgiler verdi ve kişiliğini anlattı, hem de eserlerini yeniden yayımlamaya başladıklarını açıkladı. Mükrimin Halil Yinanç"ın ilginç bir kişiliği vardır ve bütün hayatını ilme adamış ve doğru bildiği şeyden asla şaşmamış, keza hiçbir yanlışa da âlet olmamıştır. Meselâ 1930"lu yılların gerek Güneş-Dil Teorisini, gerekse sonra Nurullah Ataç"ın temsil ettiği “dilde tasfiyecilik hareketi”ni – bilimsel bulmadığı için - asla tasvip etmemiştir. Mustafa Kemal, bir Osmanlı Generali olarak Türkçe"yi mükemmel konuşan ve yazan bir insandır olduğu halde 1930"ların başında tasfiyecilik hareketini benimsemiş, fakat sonunda o da bundan vazgeçmiştir. Çünkü “dili halka bırakmak lâzım geldiği”ne inanmıştır.

 

Mükrimin Halil Bey"in hâfızası herkesçe malûmdur. Bununla beraber o, 27 Mayıs 1960 İhtilâli"nin Yassı Ada tanıklığında sükût etmeyi tercih etmiş bir insandır. Mahkeme kayıtlarına geçen ve merhumu fevkalâde üzen bir olay olarak anlatılır: Sorgu sırasında Mükrimin Halil, Mahkeme başkanı Sâlim Başol"un her sorusuna, “bilmiyorum efendim, hatırlamıyorum efendim” demekle yetinir. Bunun üzerine Başkan dayanamayıp “ Hoca Hoca, siz hâfızanızın kuvvetiyle dünyaca meşhur bir adamsınız! Nasıl hatırlamazsınız?” diye hiddetlenir. [10]  (Ama anlaşıldığı üzere, Hoca"dan o “siyasî dâva”da aleyhe malzeme olarak kullanılacak bir tanıklık çıkmaz. MK.)

 

İlginç olan diğer bir husus, Mükrimin Halil Bey"in yakın dostlarından birisinin de Ermeni Tarihi tercümeleriyle bilinen Hrant Andreasyan olmasıdır. Kendi ailesini katledenlerin de Ermeniler olduğu hatırlatılıp bu dostluk sorgulanmaya kalkışıldığında – ki bunu bir defasında bizzat Re"fet Bey yapmış - onların tarihte kalması gerektiğini söyler, Atatürk"ün “Yurtta sulh, dünyada sulh” sözünü tekrarlarmış.

Re"fet Bey, Mükrimin Halil Bey"in sevilen mizacı üzerine kurgulanan bir de fıkra anlattı. Hoca"nın değerli talebelerinden – yine vakitsiz kaybettiğimiz - Prof. Dr. Hakkı Dursun Yıldız"ın vefatının ardından, onun talebesi Prof. Dr. Taner Tarhan"ın ürettiği fıkra şöyle: Şu anda Hakkı Dursun Bey, “orada” Hocası Mükrimin Halil Bey ile beraberdir. Hocası"nın dizinin dibine oturmuş yine tarih üzerine birlikte sohbet ediyorlardır. Hakkı Dursun, Mükrimin Halil Bey"e şöyle soruyordur: “Hocam, (falanca savaşta) Sultan Alp Arslan kılıcını nasıl sallamıştı?..” Hoca"nın cevabı: “Evlâdım, Sultan Alp Arslan da burada ya, git ona sor!..”

 

Profesör Re"fet Yinanç"ın bu defaki konuşmasının önemli yanı, Mükrimin Halil Bey"in eserlerinin yayımlanışıyla ilgili bilgiler vermesidir. Merhumun 1920"de tercüme edip de yayımlamaya fırsat bulamadığı İbn Bîbî"ye ait meşhur “Selçuknâme”yle başladıklarını (Kitabevi, İstanbul, 2007), Anadolu"nun Fethi üzerine ilk cildini 1944"de yayımladığı “Türkiye Tarihi, Selçuklular Devri”ni kendi notlarından ilâveler yaparak yeniden çıkardıklarını (Ekol Yayınevi, Ankara, 2009) [11], bunu diğer eserlerinin izleyeceğini söylemesi, konuya ilgili dinleyiciler arasında büyük bir sevinç yarattı. Sine-vizyon desteğiyle yaptığı konuşmasında, Hoca"nın notlarından ve el yazılarından örnekler sundu. Bunlarda hârika bir yazı sitili dikkati çekmektedir. (Meğer bu büyük âlimin, ayni zamanda hattatlığı olduğunu da öğreniyoruz.) Re"fet Bey"in söylediğine göre, Mükrimin Halil Bey"in el yazısıyla kaleme aldığı defterler dolusu diğer notları kendi boyuna ulaşmaktadır. (Bize göre, bütün bu eserlerin gün yüzüne çıkması için Re"fet Hoca"ya sağlıklı ömürler, güç ve kuvvet dilemek yetmez; muhakkak bir organizasyona gitmek ve “kurumsal bir proje ile” daha fazla gecikmeden bütün eserleri ve notları yayımlamak gerekir. Elbette ki fertler fâni, eserler bâkidir; ve o bekâ, bu şuurda olan ruhların varlığına tâbidir.)

________________________________________

 

Dipnpotlar:

 [1] Mükrimin Halil Yinanç, “Millî Tarihimizin İsmi”, Fikir ve Sanat"ta Hareket, V. Seri, Cilt 3, Sayı 27, Mart 1968, s. 10 vd. (İlk defa 1924"te Anadolu mecmuasında kısmen sadeleştirilmiş olarak çıkan 3 makaleden birisidir. Bu makalenin devamı, “Millî Tarihimizin Mevzuu” adıyla ayni derginin Mayıs 1968 sayısında  yayımlanmış ve bu iki makale “Millî Tarihimizin Adı” olarak 1969"da “Hareket Yayınları”nda çıkmıştır.

 [2] Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi, “Mükrimin Halil Yınanç” maddesi, Cilt: 8, Dergâh Yay. İstanbul, 1998, s. 598 vd.; Cumhuriyetin 70. Yılında Elbistan, Özgü Yay. İst. 1993-94,  s. 140.

 [3] Bu soru herkesçe malûm olduğu halde, bende hayli üzüntü yaratan özel bir hikâyesi de var: İstanbul Felsefe"de öğrenci iken, 1969 Mayıs"ından bir gün, tam da bitirme tezimi teslim aşamasında, meşhur - bize göre hem de meş"um - öğrenci olaylarından birisi olmuş, Üniversitemiz yine süresiz kapanmıştı. (“1968 Kuşağından olmak”la pek öğünemediğimiz anlaşılmış olmalı.) Oysa o gün tezimin son bölümünü tez danışmanım Felsefe Tarihi Profesörü rahmetli Macit Gökberk Hoca"ya okuyup teslim edecek ve Haziran"da da bitirmelere girecektim. Kapalı olan Fakülte binasına -polis koruması altında olduğu için – ikimiz de giremeyince, Hoca"nın hoşgörüsü imdadıma yetişti ve son bölümü Bayezid Çınaraltı kahvesinde okumaya karar verdik.  Lâleli"den Bayezid yokuşunu sohbet ederek çıkarken, Hoca benim Elbistanlı olduğumu öğrendi ve derhal sordu: “Demek Elbistanlısın? Yani, Mükrimin Halil"in hemşehrisisin?..” Gaziantep lisesinde okurken Mükrimin Halil Bey"in öğrencisi olmakla öğünen tarih öğretmenimizden ilim kudretini duyup iftihar ettiğimiz, ayrıca “Mükrimin Halil Yinanç"tan Sohbetler” (İst.1962) kitabıyla da bir nebze öğrendiğimiz bu büyük insanın Hocamız Macit Bey tarafından da iyi tanınmış olmasından sevinç duymuşken söze şöyle devam etti. “Büyük âlimdi, fakat yazmazdı. Bir tek eser yazdı, "Anadolu"nun Fethi"yle ilgili, o da İnönü"nün talimatı üzerine.” Sevincim âdetâ kursağımda kalmıştı. Bu “büyük âlim” niçin yazmamıştı?, İlmine uygun çapta niçin eser vermemişti? O günden beri bu soruları – birçok Elbistanlı gibi ben de - hep kafamda taşımışımdır. (Sade biz değil, bütün ilgili Türk aydınları, özellikle de tarihçiler bu soruları sora gelmiştir.)

 [4] Bu konuda Elbistan"ın Sesi Gazetesi"nin 19 Şubat 2009 tarihli internet sayfasındaki haberde Re"fet Bey şunları söylüyor: “Ord. Prof. Dr. Mükrimin Halil Yinanç, içerisinde 1600'lü yıllara ait el yazması birçok kitap bulunan kütüphanesini bana miras bıraktı. Kütüphane içerisinde o kadar değerli eserler var ki; birçoğu Avrupa'da dahi yok. Bu kütüphanenin peşine birçok üniversite düştü, kendilerine bağışlamamı istediler ama ben, kendi memleketimin üniversitesine bağışlamayı uygun gördüm. Diğer taraftan tüm kitapların üzerinde, Ord. Prof. Mükrimin Halil Yinanç'ın kendi el yazısı ile 'El Maraşî El Elbistanî' yazıyor. Yani bu kitapları başka bir memleketin üniversitesine bağışlamam düşünülemezdi. Kitaplar önümüzdeki günlerde Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Kütüphanesi'ne taşınacak. Kitapları 10 aydan beri sayıp bilgisayara kaydediyorum ama hâlâ bitiremedim.”

 [5] Re"fet Bey"den öğrendiğimize göre, TTK. Kurucu Üyelerinden birisi olması hasebiyle 1931"den 1961"e kadar olan yayınlar Mükrimin Halil Bey"in kütüphanesinde bulunmaktadır. 1983"ten itibaren de Re"fet Bey TTK"ya üye olduğu için 1983-2001 arası yayınlar ona gelmiştir. Hoca"nın vefat ettiği 1961"den Re"fet Bey"in üye olduğu 1983"e kadar olan yayınlar ve 2001 sonrası ise şu anda TTK. Başkanı olan aziz dostumuz Prof. Dr. Ali Birinci Bey"in atıfeti sayesinde tamamlanmış, böylece hiçbir yeni üniversitede tekmil bulunmayan “TTK. Tarih Koleksiyonu”na, Mükrimin Halil Kütüphanesi dolayısiyle KSÜ.  de sahip olmuştur. (Ali Birinci Bey"e biz de teşekkür ediyoruz.)

 [6] Tesbit edebildiğimiz kadarıyla törene katılanların listesi şöyle: Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay"la beraber Kahramanmaraş"ın başta Valisi, Belediye Başkanı  ve Garnizon Komutanı ile bazı milletvekilleri, diğer sivil ve askeri erkânı, İl Milli Eğitim ve Kültür Müdürleri, Ankara"dan Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Ali Birinci, Ankara Üniversitesinden Prof. Dr. Mesut Elibüyük, İstanbul Üniversitesinden Prof. Dr. Fahameddin Başar, TÜRKSOY"un Başkanı Doç. Dr. Fırat Purtaş (Re"fet Bey"in doktora öğrencisi);  bağışın sahibi olarak Prof. Dr. Re"fet Yinaç"la birlikte eşi, kızı Barçın Yinanç (Gazeteci - Turkish Daily News koordinatörü, Referans gazetesi köşe yazarı), amcazadeleri olarak törene Elbistan"dan katılan Reşit Yinanç (Mükrimin Halil Lisesi Müd.) ve kardeşi Ahmet Yinanç, Mükrimin Halil Lisesi Kurucu Müdürü merhum Hüsameddin Yinanç"ın kardeşi Halil S. Yinaç (emekli öğretmen), ailenin diğer kolundan akrabaları Prof. Dr. Hilmi Erginöz (İ. Ü. Cerrahpaşa Tıp Fak. E. Öğr.Ü. ) ve kardeşi Mustafa Erginöz ile yakınları, yine Elbistan"dan Bahaeddin Karakoç (şair, Dolunay dergisinin yayıncısı) ve Re"fet Bey"in yakın arkadaşı Rafet Saydam (emekli öğretmen) ile eşi Meral Saydam (emekli öğretmen), Afşin"den Yasin Mortaş (şair); nihayet ev sahibi Üniversitenin Rektörü Prof. Dr. Nafi Baytorun ile rektör yardımcıları, fakülte dekanları, akademik ve idari personel yanında kalabalık bir öğrenci topluluğu, ulusal ve mahallî basının temsilcileri…

 [7] Re"fet Bey, Arjantin"de yapılan “Uluslar Arası Akademiler Birliği Toplantısı”ndan döndüğü 25 Mayıs akşamı, kendisiyle yaptığımız telefon görüşmesinde şu hususun altını çizdi: Hem “Barkot sistemi”ni şart koşuyorum, hem de bilimsel çalışmalarıma devam ettiğim için bütün kitapları bir anda gönderemem (tezgâh bozulmaz). Ama çocuklarıma vasiyetimdir, Mükrimin Halil Kütüphanesi"nin tamamı KSÜ."nün olacaktır.

 [8] Bu biyografi, Cemil Çiftçi"nin Maraşlı Şairler, Yazarlar, Âlimler kitabına alınmıştır. (Kitabevi Yay. İst. 2000, ss.327-329.) Ek olarak, Mükrimin Halil Bey"in ve ailenin diğer kollarının toplu şecereleri için bkz. Arif Bilgin, “Otuz Beş Ailenin 350 Yıllık Şeceresi” , Terk Eden Elbistan 2, İzmir, 2007, ss. 16-36.

 [9] Mükrimin Halil Bey"in Fransız Millî Kütüphanesinde çalıştığı zamana ait meşhur bir istinsah hikâyesi rivayet edilir: Özellikle Osmanlı"nın kuruluş dönemleri anlatan Enverî"nin meşhur Düturnâme adlı eserine rast gelir. Kopyalanması yasaktır. Hoca"nın imdadına o güçlü hafızası yetişir. Her gün 5-10 sayfa ezberleyip akşam otelde yazıya geçer. Eseri böylece dışarı çıkarmış olur ve yurda dönünce 1928"de eski harflerle yayımlar. Sonra, eserin bir nüshası da İzmir Kütüphanesinde bulunur ve Hoca"nın dışarı çıkardığıyla karşılaştırınca hiçbir eksik veya hata olmadığı anlaşılır. Bu olay Mükrimin Halil"in efsaneleşen hafızası için delil olarak hep anlatıla gelmiştir. (Dursun Gürlek, “Ayaklı Kütüphaneler”de o kitabın “Nusretnâme” olduğunu yazsa da yaygın rivayet “Düsturnâme”dir. MK.)

 [10] Re"fet Bey, bu kadar  ayrıntılı anlatmayı uygun görmemiş olmalı ki, panelde sadece hatırlatmakla yetindi. Dursun Gürlek yukarda andığımız kitabında olayı detaylı anlatır ve şöyle yorumlar: “Tabii ki Mükrimin Halil Bey, Sâlim Başol"un bütün çirkin sözlerini, tâciz edici lâflarını sineye çeker, prensiplerinden taviz vermeyen bir karakter âbidesi olarak ihtilâlcilerin karşısında dik durmasını bilir.” Merhum Mükrimin Halil Bey bu tanıklık olayından duyduğu  üzüntüyü sonra tarihçi Mithat Sertoğlu"na nakletmiştir. (Bkz. Ayaklı Kütüphanler, “ "Küllük"ü "Güllük", Kahveleri Dershâne Yapan Hoca, Mükrimin Halil Yinanç”, Kubbealtı Neşriyat, İstanbul, 2004, s. 302 vd.)

 [11] Re"fet Bey"in, kitabın “Sunuş”unda verdiği bilgiye göre bu eser Anadolu"nun fethine dair Türkiye"de yazılmış ilk eserdir. Birinci cildi ilk Türk akınlarından (1015), Emir Buldacı eliyle Elbistan-Maraş yöresi, yani yukarı Ceyhan havzasının fethine (1085) ve en son Süleyman Şah"ın ölümüne kadar (1086) olan tarihi anlatmaktadır. Eserin devamı da Mükrimin Halil Bey tarafından XIII. Yüzyıl sonlarına kadar eski harflerle Türkçe olarak kaleme alınmış olup “daha sonraki yılların olayları da yine bizzat kendisi tarafından kaynaklardan notlanmış bulunmakta ve yayına hazırlanmaktadır.” (Re"fet Bey “sunuş”ta bu eserin toplam kaç cilt olacağından bahsetmemektedir. Ancak geçtiğimiz hafta Maraş Aksu Tv."de Doç. Dr. Orhan Doğan"ın sunduğu tarih programında konuşan KSÜ. Ortaçağ Tarihi hocası Doç. Dr. İlyas Gökhan"ın söylediğine göre, tamamı 23 cilt halinde plânlanmış bulunmaktadır. Bu bilginin kaynağının Prof. Dr. Fahameddin Başar olduğunu, rivayetin ise merhum Ord. Prof. Dr. Kâzım İsmail Gürkan"a uzandığını öğrenmiş bulunuyoruz. Daha sonra telefonla görüştüğümüz Re"fet Bey, tamamının 18 defter olduğunu söylemiş, ama muhtemel cilt sayısını belirtmemiştir.)

 


Bu Makaleye Ait Eleştiri Makaleleri
# Makaleler Adı
Kullanıcı Yorumları

! Yorum yazabilmeniz için üye olmalısınız.
Üyelik için lütfen sayfanın üst kısmında yer alan"Üye Giriş | üye ol" linkine tıklayınız.

Kayıt Ekleyen / Eklenme Tarihi
Nurgül Çepni / 12.10.2009



Eski Eserler


Eski Eserler Kütüphanesine Hoşgeldiniz!

Hesap İşlemleri

Üye değil misiniz? Üye olun!

Eski Eserlere üye olarak, kütüphanenimiz ve eserlerimiz hakkında paylaşımlardan hesabınız üzerinden faydalabilirsiniz...